Etiket arşivi: sürdürülebilirlik

Parsons Moda Dekanı Burak Çakmak’la Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sohbet

Mezunu olduğum Parsons New School for Design’da, ben mezun olmadan kısa süre önce, Moda Fakültesinin başına yeni bir dekan geldi. Sürdürülebilirliğe büyük önem veren Parsons, Burak Çakmak’ı, moda sektöründe bu alanda uzun yıllardır yürüttüğü başarılı çalışmalarından dolayı seçmişti. Fashion Revolution ile çalışmalarıma başladıktan sonra, kendisini New York’ta ziyaret ettim ve bol bol tavsiye aldım. Bu ilham verici sohbeti Istanbul-in-Between’de okuyabilirsiniz.

Sürdürülebilir Bir Gelecek için Tasarım – Mike Lind ile bir Sohbet

Dün akşam, Uniforms for the Dedicated kurucusu Mike Lind ile birlikte 3 saatlik bir hackathon seansından geçtik. Bolca ilham veren ve çok şeyler öğrendiğim bu sohbeti, özellikle dünyaya zarar vermemekle yetinmeyip, pozitif etki yaratmak isteyen girişimciler için çok faydalı buldum. Konunun yazısı da gelecek elbet, yine de ben harıl harıl instagram stories‘den anlatırken kaçırmış olanlara video olarak derledim.

İlk adım merak: #giysilerimikimyaptı

Bir önceki yazımda Fashion Revolution Haftası’nda yürüttüğümüz sosyal medya kampanyasının çağrısını paylaşmıştım. Bugün ise, konuyu kendi gözümden anlatmak istedim.

Bilmeyenler için, sonbahardan beri Fashion Revolution Türkiye’nin ülke koordinatörlüğü görevini üzerime aldım. Bu görev, küresel bir hareket olan Fashion Revolution’un belirlediği konsept ve etkinlikleri yaymak, ve yerelde ilgilenen herkesle birlikte bulunduğumuz yerde, yani Türkiye özelinde biz neler yapabiliriz konusunda çalışmalar yürütmek anlamına geliyor.

Uluslararası alanda 3 yıldır yürütülen sosyal medya kampanyamız, markaları ve giysi üreticilerini sosyal medyada tagleyerek, kendilerine “Giysilerimi kim yaptı” diye sormak üzere kurulu bir etkinlik. Bir de şu hashtag’leri ekliyorsun #whomademyclothes #giysilerimikimyapti. Gerçekten çok basit. Bu soruyu neden sorduğumuzun sebebini açıklarken ise, 3 sene önce Bengladeş’te gerçekleşen bir tekstil fabrikasının yıkılması ve moda -bilhassa fast fashion- sektörünün arkasındaki haksızlıklardan bahsetmeden bunu başarmak çok zor. Hal böyle olunca tutmlar karamsar görülüyor ancak aslında Fashion Revolution, güler yüzlü, pozitif tutumlu bir topluluk.

Dün haftamızdan ve etkinliklerimizden bahsetmek üzere Nurhan Keeler’la Açık Radyo’da “Evrenin Suyuna Giden Tasarım” programındaydık. Ben moda dünyasının bu karanlık gerçeklerinden bahsettikten sonra “Fashion Revolution Haftası’nı kutlamak” deyince, Nurhan bana sordu: “buna kutlamak demek ne kadar doğru, anmak filan mı demek lazım…?” Bu sorunun gelmesi ise beni çok memnun etti ve gülümseyerek cevap verdim, çünkü o sözcüğü ben bilinçli bir şekilde kullanmıştım! Evet, Fashion Revolution sektördeki karanlık gidişata dur demek için bir araya gelmiş bir topluluk, ancak aynı zamanda, moda sektöründeki pozitif gelişmeleri, sürdürülebilir girişimleri kutlamak üzerine odaklanıyor. Hepsinden önemlisi, bu organizasyona dahil olan hepimiz, modayı çok seviyoruz ve sevdiğimiz için en iyisini istiyoruz, aslında mesele bu! Bu sene ilk defa kullanılan #imadeyourclothes hashtag’ini takip ederek marka ve üreticilerden gelen cevapları görebilir, etik ve sürdürülebilir tasarımları keşfedebilirsiniz!

Benim Fashion Revolution’u ilk duymam, 2014’te sosyal medya kampanyasına destek olmak üzere, Rana Plaza Faciası’nın yıldönümü olan 24 Nisan Fashion Revolution Günü’nde, Parsons’un lobisine bir photobooth kurulması ile olmuştu. Fashion Revolution Türkiye’yle ise bir film bir araya getirdi: Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali ekibi, The True Cost belgeselinin bir gösterimi ile bir atölye düzenlemişlerdi. Bu bir seyredince bir daha unutulamayan belgeseli bu akşam hep beraber bir kez daha izliyor, sonrasında ise pozitif dönüşüm için neler yapabileceğimize dair sohbet ediyoruz, bekleriz!

12993364_875403265916129_819937033676010525_n.jpg
THE TRUE COST Belgesel Gösterimi + Atölye

Dönüşüm için ilk adım, merak. Siz de çok sevdiğiniz giysilerinizin arkasında nasıl bir hikaye olduğunu merak ediyorsanız basit bir selfie ile bize katılın ve sorun: #giysilerimikimyaptı ❓

Bu hafta, 2013'te Bengladeş'te gerçekleşen Rana Plaza Faciası'nın yıldönümü. Yıkılmasıyla 1.130 kişiyi öldüren bu fabrikada, çoğumuzun giydiği büyük markaların sattığı giysileri yapmakta olan tekstil işçileri çalışıyordu. Bu bina, bize bol bol ve ucuz ucuz satabilmek için yok pahasına üretilen kıyafetlerin insanlığa kestiği bedellerden sadece biriydi. İşte bu yüzden, giysilerimizin arkasındaki gerçek insanları ve nasıl çalıştıklarını merak ediyoruz. Ve soruyoruz: giysilerimizi kim yaptı ❔ @primark #whomademyclothes #giysilerimikimyapti #fashrev @fash_rev_turkey✊ Fashion Revolution Haftası sebebiyle yüklediğim her etiket fotoğrafında birkaçınızı tagleyeceğim, kırmayın beni, üstünüzdeki giysinin etiketinin fotoğrafını çekin ve sorun: #whomademyclothes #giysilerimikimyapti -Siz de kendi arkadaşlarınızı etiketleyin, sorumuzu daha yüksek sesle soralım! Günün etiketleri @shukineshu @aysumoda @keremsann hadi bakalım! 👐

A post shared by Eda Çakmak (@komoda_ejderi) on

 

 

Fashion Revolution Haftası 18-24 Nisan // Fashion Revolution Week April 18-24

Fashion Revolution Günü, 24 Nisan’da Bengladeş’te 1120 kişinin ölümüyle sonuçlanan giyim fabrikasının yıkılmasının, yani “Rana Plaza faciası”nın yıldönümü. Dünyada 3. kez, Türkiye’de ilk defa kutlanan Fashion Revolution Gününün etrafında bir hafta boyunca moda sektörünün dünyamız ve insanlık üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. (Moda sektörünün neden ve nasıl değişmesi gerektiğini daha iyi anlamak için “Nasıl Fashion Revolutionary Olunur?” kitapçığımıza göz atabilirsiniz!

Biz, giysilerimizi kimlerin, nasıl, hangi koşullar altında yaptığını öğrenmek, giysilerimizin arkasındaki gerçek insanları tanımak istiyoruz. Fashion Revolution Haftası boyunca, sosyal medya üzerinden bir sesimizi duyuruyoruz: giysilerimizin etiketleri görünecek şekilde bir fotoğraflarını çekip (tersyüz edip giyerek olabilir, ya da yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz) instagram ve twitter hesaplarımızdan paylaşıyor, ve markalara soruyoruz: #giysilerimikimyapti #whomademyclothes

CZHQFf6U8AAx9zu

Giysilerimizi üreten marka ve kişilerden gelen cevaplarla bir diyalog açıyoruz. Bu çağrımıza cevap vererek diyalogum bir parçası olmak isteyen matkalar, sitemizde onlar için hazırlanmış olan Get Involved paketine göz atabilirler (ingilizce).

MERAK ET. ARAŞTIR. BİR ŞEY YAP.

#WHOMADEMYCLOTHES

twitter: https://twitter.com/fash_rev_turkey

instagram: https://www.instagram.com/fash_rev_turkey/

Stella McCartney’in sürdürülebilir yeni parfümü POP ve kokunun yüzü Grimes

Stella McCartney, sürdürülebilir bir anlayışla ürettiği yeni parfümünün görsellerinde, kendisi gibi sürdürülebilirlik kaygılarından daha önce de bahsetmiş olan şarkıcı Grimes’la çalışmış.

Parfümü sürdürülebilir kılan neymiş? Markanın söylediğine göre, hem kokunun hem ambalajın üretiminde en son teknolojiler kullanılarak doğaya etkiler en aza indirgenmiş.

12803029_1049114165130547_7164208270605579451_n (1)
Parfümün yayınlanan ilk posteri

Suçluluk Duygusu ve Alışveriş (ve Bir Belgesel)

Geçen hafta çarşamba günü Taksim’e “Atölye- Ölümcül Bedel” belgeselini izlemeye gitmişken H&M’e girip 15 liraya bir bluz aldığımda “bunu kimseye söyleyemem” diye utanmıştım. Gel gör ki şimdi, bu utancımı ve bütün çelişkilerimi anlatan bir yazı yazmaya karar verdim. Biraz da belgeselden bahsedeceğim.

Haftada bir Balon Bar’da gerçekleştirilen Karşı Kültür etkinlikleri kapsamında moda sektörünün üretim sürecinin korkunç gerçeklerini anlatan bir belgesel gösterildiğini duyunca “tamam” dedim “buna kesin gitmem lazım”.

Etkinlik 19:30’da olduğu için tam iş çıkışı trafiğinde yollara düşmeyeyim diye erkenden çıktığımdan Taksim’e de erken geldim. Şu “Feminism: The radical notion that women are people” t-shirtünün varlığını öğrendiğimden beri edinmek istediğimden H&M’e girdim. Hızlı Giyim sektörü hakkında bilinçlendikçe, hele de Fashion Revolution’da aktif bir rol almaya başladıktan sonra bu tür mağazalara her girişimde bir suçluluk duygusu sarıyor içimi aslında. Ama yakın zamana kadar “terapiye vereceğim parayla 3 parça şey aldım” diyerek buradan aldığı hazla övünen (bunun da nasıl güzelce koşullandırıldığım bir şey olduğunu yeni yeni fark ediyorum) biri olarak kendimi her zaman tutabildiğimi de iddaa etmiyorum.

Aradığım tişörtü bulamadım. Gel gör ki, bir bluz buldum, allı pullu bir crop top. Hiç pullu kıyafetim yok, eksikliğini hissediyorum (kendime soru: nasıl bir eksiklik ki bu ?!) hem de büyük beden olmamasına rağmen üstüme yapışmadan, ne de güzel olmuştu… İndirimdeydi, 15 Tl. Etiketine baktım, Kamboçya’da yapılmıştı. İçim çekildi. Yine de elime alıp kasaya gittim. Kapının önüne çıktığım anda elimdeki poşeti çantama tıkıştırırken yaptığım şeyin çelişkisnin bilincindeydim. Balon Bar’ın kapısına vardığımdaysa o his, sanki alerjim olan birşeyi dayanamayıp da yemişim de, şimdi bünyem kaldıramıyormuş derecesine varmıştı.

Aslında bazen kendimi birbiriyle çelişen birkaç savaş veriyormuş gibi hissediyorum. 50 beden giyiniyorum, bazen XXL, bazen 3XL’e denk geliyor bu beden. Bu boyutlarda kıyafet bulabildiğim yerler ise, gönül rahatlığıyla alışveriş yapabileceğim sürdürülebilir, organik tasarım yapan, ya da yerel tasarımcıların ürünlerini satan butikler değil. Eğer bu tip butiklerde varsa da bilmiyorum, çünkü genellikle kıyafetlerin küçüklüklerinden o kadar bunalarak çıkıyorum ki, çoğu zaman hiç girmiyorum. Elimde kalan, belli başlı hızlı giyim mağazaları. Bazen benim üzerime uygun kıyafet yapan herkesin vereceğim parayı hakettiğini düşünüyorum. Çünkü diğerleri yapmıyorsa benim seçeneğim ne…?

Gel gör ki, mekana girip belgeseli izlemeye başladığımda bu işin ironisi iyice büyüdü. Çünkü ne izleyeceğimi tamamen bilmeden girdiğim belgeselin konusu şuydu: bir proje dahilinde, 1’i Norveç’in en popüler moda bloglarından olan, giyinmeyi seven 3 genç, bir uçağa konup Kamboçya’ya götürülüyor, orada işçilerin çalışma ve yaşama koşullarını görüyor, ve konuşma şansı buluyorlar. Aslında belki yaşça biraz daha büyük ve konu hakkında bilgili olmam dışında bu gençlerle aramda pek de bir fark göremedim (bi de o kadar param yok tabii). İzledikçe onların da bu naif duyarsızlıklarının kırlıdığını, kendilerince bu çalışma koşullarını normal kabul etmek için ürettikleri bahanelerin çürüdüğünü seyrediyorsunuz. Gerçekten, bahaneye mahal yok: bu sistemin kabullenebilir bir yanı yok. Belgeseli İngilizce altyazılı olarak buradan izleyebilirsiniz.

workshop.gif

Yazıya başlarken demiştim, bu bir kendi çelişkilerimi paylaşma yazısı. Gerek izlediğim belgeseller, gerekse sürdürülebilir giyim ve moda sektörünün iş gücü sömürüsü hakkındaki tüm diyaloglarda sürekli en göz önünde bulunan H&M’in niye böyle günah keçisi sayıldığını sorgulamaya başladım son günerde, ve cevabı en büyük küresel mağaza zinciri olmasında buldum. Örneğin Amerika’da daha da ucuz ve hızı baş döndürücü dereceye ulaşmış olan Forever 21 bu taraflarda pek bilinmediğinden, İngiltere’den çıkıp Avrupa’ya yayılmakta olan Primark ise o yanlara ulaşmadığından, büyük bir örnek vermek isteyen herkes H&M’i kullanıyor ve hakkını teslim etmek lazım ki, H&M gerek tedarik zincirini şeffaflaştırmak, gerek sürdürülebilirlik açısından en çok çaba gösteren firmalardan biri. Tabii bu onu suçsuz kılmıyor, çünkü suçlu, bu markaların ve çok daha fazlasının dahil olduğu “hızlı giyim” sektörü, hatta bu sektörün müşterisi olarak tüketicisi de. Bunu değiştirebilmek için tüketici olarak bir güzel koşullandığımız alış-veriş alışkanlıklarımızı sorgulamamız, sesimizi yükseltmemiz ve talebimizi belli etmemiz gerekiyor. Türkiye’de işçiler ve sendikalarla birlikte çalışarak tekstil sektörünün sesini duyurmayı hedefleyen Temiz Giysi Kampanyası’nı ve neler yapabileceğinizi öğrenmek ve hep beraber sesimizi duyurmak için Fashion Revolution’u takipte kalın!

http://www.temizgiysi.org/

http://fashionrevolution.orgTü/country/turkey/

https://www.facebook.com/Fashion-Revolution-Turkey

https://www.instagram.com/fash_rev_turkey/

Closet Circuit: Çukurcuma’da Sürdürülebilirlik İçin Bir Nefes Alanı

Geçtiğimiz günlerde yolum Çukurcuma’daki Closet Circuit’e düştü. Closet Circuit/Dönme Dolap, sürdürülebilir yaşam pratiklerini destekleyen bir alış-veriş, sergi ve etkinlik alanı.

wpid-img_20151111_141910283.jpg“Closet Circuit, Dönme Dolap, kişinin dışarıyı bırakıp, içeri bakmaya başlaması ile gelen sonsuz yolculuğun ve dönüşümün hayata geçirdiği bir gerçekliktir.

Eski bir alışverişkoliğin kendi kıyafetlerini en pratik şekilde satma arayışındayken permakültür prensibinden etkilenerek yarattığı bu proje dolapar arası bir döngü yaratmayı hedefleyerek yola koyulmuştur. Şu anda ise bünyesinde ikinci el eşyalar, akıllı ve doğal ürünler ve bilinçli zanaat ürünleri ile birlikte hizmet sunmaktadır.

Kişinin bu ilk dünyevi projesini desteklemek istiyorsan içeri gülümseyerek gir=)”

wpid-img_20151111_141914364.jpg

wpid-img_20151111_141903134.jpg

Her yanı birbirinden tatlı detaylarla kaplı bir mekan closet circuit…

wpid-img_20151111_141911313.jpg

Özenle döşenmiş mekana girer girmez bazı kültürlerde mekanı arındırdığına inanılan adaçayı tütsüsü kokusuyla karşılanıyorsunuz…

wpid-img_20151111_141906821.jpg

Dükkanın bir köşesi, dünyanın her yanından sanatçıları tişörtler üzerinde bir araya getiren proje Connect One Threads‘in birbirinden güzel tişörtlerine ayrılmış…

wpid-img_20151111_141908498.jpg

Adres: Firuzağa Mahallesi Bostancıbaşı Caddesi No 23 Çukurcuma

Facebook: https://www.facebook.com/closetcircuit/

Instagram: https://instagram.com/closetcircuit/

wpid-img_20151111_141905138.jpg

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 19-22 Kasım’da 20 İlde!

Daha önceki bir yazımda bahsettiğim “The True Cost/ Gerçek Bedel” belgeselinin de gösterileceği Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ne bir hafta kaldı! Festival, 19-22 Kasım tarihlerinde eş zamanlı olarak 20 ilde yer alacak! Mekanlar ve program için www.surdurulebiliryasam.org
"Bizi zengin hissettirirken, dünyamızı çaresizce fakirleştiren bir sistemle yetinecek miyiz?"
“Bizi zengin hissettirirken, dünyamızı çaresizce fakirleştiren bir sistemle yetinecek miyiz?”
Tabii sadece o da değil, festivalde birbirinden etkileyici birçok belgesel yer alıyor ve festival dahilindeki bütün etkinlikler ücretsiz!
Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!

Livia Firth: Sürdürülebilir Giyimin Yüzü

Bu yazımda bahsettiğim “The True Cost” belgeselini araştırırken tesadüfen Livia Firth’le bir röportaja denk geldim. Benim de ilk kez filmi izlerken tanıdığım ve bayıldığım Livia, sürdürülebilir giyim konularını büyük bir ustalıkla anlatıyor.

Kaynak: HT – Esra Çoruh

1397565918.55_Livia-Firth

Livia Firth, soyadından anlayacağınız gibi yakışıklı oyuncu Colin Firth’ün eşi. Ama onu sadece Colin Firth’ün eşi olarak anmak büyük haksızlık olur. Çünkü o güçlü bir activist, Eco-Age’in kreatif direktörü, Chopard’ın marka sözcüsü ve Green Carpet (Yeşil Halı) kurucusu… İST Festival kapsamında Chopard’ın davetlisi olarak ilk kez İstanbul’a gelen Livia ile ayağının tozuyla akşam yemeğinde buluştuk. Siyah 4-5 yıllık Selfridges’ten aldığı pantolonu, Milanolu bir tasarımcının butiğinden aldığı siyah bluzu ve 6-7 yıllık Max Mara ceketiyle ‘eko şıklığın’ anlamını gösteriyor sanki. Dünyanın en yakışıklı İngiliz centilmeniyle evli olan Livia’nın Colin Firth’le mükemmel bir çift olduklarını düşünüyorum. Livia, şirketlerin sürdürülebilirlik yoluyla büyümesi için danışmanlık veriyor. ‘Etik moda’yı anlatırken üzerimdeki kıyafetlerin kimin elinden nasıl çıktığını düşünmeye başlıyorum. Ben onu dinledikten sonra birçok karar aldım. Livia’nın dediği gibi önce hızlı tüketimi durdurup insana değerimizi göstermemiz lazım…

Size ne diye hitap etmeliyim bilemiyorum; “eko-moda aktivisti” mi, “yeşil halının kraliçesi” mi?

20 yıl önce aklımızın ucundan geçmeyen şeyleri bugün çok doğalmış gibi yapıyoruz. Eskiden çorabınızın ucu yırtıldığı zaman dikerdik, şimdi ise hemen çöpe atıp karşımıza çıkan ilk mağazadan beşli paketi alıyoruz. Bu kadar hızlı tüketim yapmamız için beyinlerimiz yıkandı. “Çok ucuz” diye durmadan satın alıyor, sonra da çöpe atıyoruz. Nasıl ve ne şartlarda kimler tarafından üretildiğini hiç sorgulamıyoruz. Fast fashion’nın (hızlı moda) doğuşuyla büyüyen büyük mağazaların talebini karşılamak için Bangladeş, Afrika, Çin hatta Türkiye’de nasıl şartlarda üretim yapıldığını bilmiyoruz. Tüketici olarak her aldığımız şeyin bir insan tarafından üretildiğini düşünmeliyiz.

Kurduğunuz Eco- Age şirketinizden bahseder misiniz?

Eco-Age büyük ve önemli şirketlerin sürdürülebilirlik yoluyla büyümesi ve değerlenmesine olanak tanıma konusunda uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketi. Chopard da danışmanlık verdiğimiz ve birlikte yol aldığımız tek mücevher firması…

Sürdürülebilirlik alanında faaliyet göstermeniz nasıl oldu?

Sürdürülebilirlik adı üzerinde süresiz olarak devam ettirilebilir sistemler oluşturmak ve çevrecilikle sosyal sorumluluk ilkelerinden dışarıya çıkmamaktır. 2009’da Bangladeş’e gittim. Oraya gittiğimde giydiğim kıyafetin bende nasıl bir etki yarattığını gördüm. Kıyafet benliğimin ötesinde bir etki göstermişti. Artık hiçbir şey eskisi gibi görünmüyordu gözüme. Bangladeş’in başkenti Dakka’nın çevresi, bütün dünya markalarının üretildiği tekstil, hazır giyim fabrikaları, atölyeleriyle dolu. Bangladeş dünya tekstil devlerinin gözdesi ve fabrikalarda iş güvenliği önlemlerinin uygulanmadığı da biliniyor. Bunu bilip, görüp şahit olunca moda benim için görünen yüzünden çok başkaydı artık. Hiçbir şey insan sağlığından ve canından önemli değil.

Livia-Firth_0x440

‘BİRİKTİRİP ALDIĞINIZDA DAHA ANLAMLI’ 

Hızla tükettiğimiz modayı zorlamamız lazım yani…

Demokratikleşen moda kavramı adı altında sürekli değişen bu çarkın içinde atılan birçok kıyafet çevreye zarar veriyor. Tek kullanımlık parçalar gelip gidiyor. Siz bu parçaları bir kere giyip kenara atarken hem doğayı kirletiyorsunuz hem de tekstil fabrikalarında milyonlarca işçi kötü şartlar altında köle gibi çalışmaya devam ediyor.

Sanki gençliğimizde moda bu kadar önemli bir kavram değildi. Şu an gençler içinse moda, hayatlarında büyük ve önemli bir yer kaplıyor.

Çok haklısınız. Giydiğimizin bu kadar önemi yoktu, aldığımız, sahip olduğumuz çok daha değerliydi. Gençliğimde İtalya’da yaşarken hiç unutmuyorum; Max Mara’da bir palto beğenmiştim ama o kadar pahalıydı ki almam imkânsızdı. Ben de tüm harçlığımı o paltoyu almak için biriktirdim ve bir yıl sonunda o palto benim oldu. İnanın bugün hâlâ gardırobumda ve büyük keyifle giyiyorum. Ucuz diye büyük mağaza zincirlerinden aldığımız her şey için küçük bir hesap yapmalıyız. Ne kadar giyiyorsunuz, sonra o ne oluyor? Biriktirip değerli bir şey aldığınızda o aldığınızın anlamı çok daha büyük oluyor.

Fast fashion (hızlı moda) yapan büyük tekstil firmaları ‘eco’ ya da ‘green’ koleksiyonlar çıkarıyorlar ama…

Bu sadece tüketiciye yapılan ‘yeşil’ beyin yıkaması. Halbuki köle işçiliğiyle ‘yeşil’ üretim yapmanız mümkün değil. Çevreye duyarlı olduğunu söyleyip kötü şartlarda işçi çalıştıran bir fabrikada üretim yaptırmak bir arada anılamaz.

Peki tüketici olarak bize ne görevler düşüyor?

Farkında olun, gardırobunuza aldığınız her parçanın altında yatanları görün. Çözüm şu; az alışveriş ve değerli alışveriş yapın. Yıllarca ve birçok kez giyebileceğiniz kıyafetler alın. Ben modanın bu tarafını seviyorum, kıyafetlerim giydikçe kıymetleniyor.

livia_firth‘YEŞİL HALI OYUNLA BAŞLADI’

Green Carpet Challenge projesinden de bahseder misiniz?

Bir anda ‘Yeşil Halı’ kraliçesi oldunuz. Aslında Green Carpet Challenge bir oyunla başladı. Eşim Colin Firth’ün Golden Globe’a aday olduğu Single Man filmiyle beraber birçok ödül töreninde bulunduk. Ve katıldığımız ödül törenlerinde ben sadece sürdürülebilir etnik tasarımlarla kırmızı halıda yürüdüm. Bir anda büyük ilgi gördük ve gerçekten çok eğlendik. Colin ile kırmızı halıda yürürken aslında çok önemli bir amaca da hizmet etmiş oldum ve sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yarattım. Hâlâ kırmızı halıda bu amaca hizmet ediyorum ve bu beni çok sevindiriyor.

Bir de GCC kapsül koleksiyonunuz var.

Tasarımcılarla güzel bir işbirliği gerçekleştirdik. Victoria Beckham, Roland Mouret, Erdem, Christopher Bailey, Christopher Kane gibi önemli tasarımcılar sade çizgilerde siyah, gri ve beyazdan oluşan ve tamamı doğal kumaşlardan tasarlanan dönüştürülebilir moda ürünleri yarattı. Hedefim gardırop detoksu ile gardıropları gereksiz ve giyilmeyecek kıyafetlerle doldurmaktan kurtarmak.

29 Mayıs’ta vizyona girecek olan ‘The True Cost’ filminden bahsetmek istiyorum. Filmden beklentiniz nedir?

Film çok şey anlatıyor. Özellikle büyük hızlı moda üretimi yapan firmaların izlemesini çok isterdim. Belki vicdanları sızlar ve yöneticileri doğru kararlarla bilinçli üretime geçerler… Türkiyede bu büyük zincirlerin üretim için tercih ettikleri ülkelerden.