Etiket arşivi: sürdürülebilir moda

Sürdürülebilir Bir Gelecek için Tasarım – Mike Lind ile bir Sohbet

Dün akşam, Uniforms for the Dedicated kurucusu Mike Lind ile birlikte 3 saatlik bir hackathon seansından geçtik. Bolca ilham veren ve çok şeyler öğrendiğim bu sohbeti, özellikle dünyaya zarar vermemekle yetinmeyip, pozitif etki yaratmak isteyen girişimciler için çok faydalı buldum. Konunun yazısı da gelecek elbet, yine de ben harıl harıl instagram stories‘den anlatırken kaçırmış olanlara video olarak derledim.

Fashioning the Future: H&M’den Modada Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi

H&M markası, 3. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında, sürdürlebilir moda anlayışına dair bir sergi düzenledi. Haziran ayında gerçekleştirilen bir atölyenin sonucu olarak ortaya çıkan tasarımların yer aldığı sergi, 4 Aralık’a kadar İstanbul Adahan’da ziyaret edilebilir.

Moda sektörü, otomotiften sonra en fazla atık üreten endüstriyel alan. Bu sektörün baş döndürücü hızı, doğal ve insani kaynaklara oldukça haşin davranıyor. Üretim sürecinde kullanılan kimyasallar doğayı zehirliyor; gittikçe daha hızlı ve daha çok üretme baskısı, ucuz işgücü ve kabul edilemez çalışma koşullarında üretilen giysiler anlamına geliyor. Bu negatif etkileri dengelemek için gittikçe bilinçlenen tüketici; ikinci el kıyafetlere dönüyor, kıyafetlerinin nereden geldiğine dikkat ediyor, daha az alışveriş yapıyor, aldıklarını daha uzun süre dayandırmak için bir çaba gösteriyor.

Elbette tüketicinin bu yönde gösterdiği çaba, bu konuda atılabilecek adımların sadece bir kısmını kapsıyor. Bu madalyonun diğer yüzünde; sorunu çıkış noktasında kontrol altına alma ihtimali olan tasarım ve üretim süreci var.

“Fashioning the Future/ Geleceği Giydirmek” sergisi, bu üretim seviyesindeki çözümleri yaratıcı bir biçimde ziyaretçisiyle buluşturuyor. Serginin konusu; Haziran ayında düzenlenen bir atölye çalışmasında, çeşitli sürdürülebilir yöntemlerle üretilen malzemeleri kullanarak üretilmiş tasarımlar.

20161028_172551

Sergide ayrıca çeşitli neon ışıklarla moda sektörünün sürdürülebilirlik konusundaki yaklaşımına dair çeşitli sorular sorulmuş, çözümleri ise kenarlardaki panolar üzerinde tartışılıyor. Bu panolarda bir yandan, sergiyi düzenleyen H&M’in soruna yaklaşım biçimi de anlatılıyor. Sergiyi H&M’in düzenlemiş olması, modada sürdürülebilirlik konusuna aşina kişilerin olaya şüpheyle yaklaşmasına sebep oluyor, çünü H&M, moda sektörünün sürdürülebilirlik konusundaki en büyük problemi olan “Fast fashion/hızlı giyim” sektörünün Uluslar arası alandaki en büyük oyuncularından biri. Marka, sürdürülebilirlik konusunda büyük çabalar sarf etse de bu şüpheci tepkilerden kurtulması biraz zor, çünkü ne kadar çaba gösterirse göstersin, problemin en büyük kısmı üretimin ve tüketimin baş döndürücü hızı. Markanın sürdürülebilirlik konusunda söz sahibi olma iddiaları, bu konuda kendisini ironik bir şekilde rakip markalardan çok daha fazla eleştiri altında bırakıyor. Bu noktada şahsi tutumum, fast fashion döngüsüne eleştirel yaklaşımı hiç bir zaman elden bırakmamakla birlikte, markanın çabalarını da göz ardı etmemek. Zira bu “fast fashion” markaları, moda sektöründe üretimin çoğunluğunu oluşturmaya devam ediyor, o yüzden bu markaların bir anda yok olmayacağı gerçeğiyle yüzleşirsek eğer; H&M’in zaman zaman kendi ekonomik çıkarlarına ters gelen hamleleri, önemli bir örnek teşkil ediyor. Örneğin evet, H&M de diğer büyük markalar gibi ucuz iş gücünün olduğu Bengladeş ve Kamboçya gibi ülkelerde üretimine devam ediyor, öte yandan çalıştıkları fabrika ve üreticileri konusunda şeffaf bir tutum seyrediyor; bu üreticilerin geçirdiği denetimlerden aldıkları puanlar dahil web sitelerinde listeleniyor. (H&M sürdürülebilirlik raporları da buradan incelenebilir.)

20161028_172816

Sergiyi gezerken, H&M’den bağımsız olarak birçok yaratıcı sürdürülebilirlik çözümüne tanık olmak ve ortaya çıkan tasarımları incelemek, bana büyük bir keyif verdi. Bu keyfin bir kısmı, New York’ta yaşarken sık sık gitme fırsatı bulduğum “moda sergisi” konseptine duyduğum özlemi gidermesindendi.

Sergiyi gezerken her şeyin fotoğrafını çektiğim için, gidemeseniz de gitmiş kadar olmak için sizi galerime davet ediyorum:

20161028_1712020
“Başkalarının çöpe attıklarından üretilmiş giysiler giydiğinizi hayal edebiliyor musunuz?” Selan Kural – Malezeme: Geri dönüştürülümüş çöp poşeti, kalın kağıt torba, plastik yapay çim, artık siyah pipet, beyaz scuba kumaş, siyah tela
20161028_171422
İlknur Dinç – Malzeme: Pamuk vizkon karışımı lacivert ve krem rengi kumaş, 5cm ve 3cm kalınlığında elyaf, alüminyum hamburger ambalajı, denim kumaş
20161028_171956
Ezgi Dikdere
20161028_172008
Ezgi Dikdere-detay
20161028_172027
Atölye dahilinde bir de yarışma düzenlenmiş ve denim kumaşın üzerinde kağıt ile yaratılan yenilikçi detayla Asude Şenoğlu’nun tasarımı birinci olmuş
20161028_172039
Asude Şenoğlu – detay
20161028_172046
Simge Ural – Malzeme: Naylon Poşet, çöp torbası, geri dönüştürülmüş eski kıyafetler, şantiye filesi
20161028_172122
Simge Ural – detay
20161028_172703
“Transform The Future” Muhammed İloğlu

 

20161028_173024
ve gönlümün kazananı Özge Akten – Malzeme: H&M Conscious serisi kumaşları, dantel, üstübü, pet şişe, duş kaydırmazı, jüt ipi, keçe, artık kumaşlar
20161028_173032
Özge Akten detay 
20161028_172210
“Şekerden veya yosundan üretilmiş bir elbise alabilir miydik?” Merve Çay
20161028_173910
-son-

 

 

İlk adım merak: #giysilerimikimyaptı

Bir önceki yazımda Fashion Revolution Haftası’nda yürüttüğümüz sosyal medya kampanyasının çağrısını paylaşmıştım. Bugün ise, konuyu kendi gözümden anlatmak istedim.

Bilmeyenler için, sonbahardan beri Fashion Revolution Türkiye’nin ülke koordinatörlüğü görevini üzerime aldım. Bu görev, küresel bir hareket olan Fashion Revolution’un belirlediği konsept ve etkinlikleri yaymak, ve yerelde ilgilenen herkesle birlikte bulunduğumuz yerde, yani Türkiye özelinde biz neler yapabiliriz konusunda çalışmalar yürütmek anlamına geliyor.

Uluslararası alanda 3 yıldır yürütülen sosyal medya kampanyamız, markaları ve giysi üreticilerini sosyal medyada tagleyerek, kendilerine “Giysilerimi kim yaptı” diye sormak üzere kurulu bir etkinlik. Bir de şu hashtag’leri ekliyorsun #whomademyclothes #giysilerimikimyapti. Gerçekten çok basit. Bu soruyu neden sorduğumuzun sebebini açıklarken ise, 3 sene önce Bengladeş’te gerçekleşen bir tekstil fabrikasının yıkılması ve moda -bilhassa fast fashion- sektörünün arkasındaki haksızlıklardan bahsetmeden bunu başarmak çok zor. Hal böyle olunca tutmlar karamsar görülüyor ancak aslında Fashion Revolution, güler yüzlü, pozitif tutumlu bir topluluk.

Dün haftamızdan ve etkinliklerimizden bahsetmek üzere Nurhan Keeler’la Açık Radyo’da “Evrenin Suyuna Giden Tasarım” programındaydık. Ben moda dünyasının bu karanlık gerçeklerinden bahsettikten sonra “Fashion Revolution Haftası’nı kutlamak” deyince, Nurhan bana sordu: “buna kutlamak demek ne kadar doğru, anmak filan mı demek lazım…?” Bu sorunun gelmesi ise beni çok memnun etti ve gülümseyerek cevap verdim, çünkü o sözcüğü ben bilinçli bir şekilde kullanmıştım! Evet, Fashion Revolution sektördeki karanlık gidişata dur demek için bir araya gelmiş bir topluluk, ancak aynı zamanda, moda sektöründeki pozitif gelişmeleri, sürdürülebilir girişimleri kutlamak üzerine odaklanıyor. Hepsinden önemlisi, bu organizasyona dahil olan hepimiz, modayı çok seviyoruz ve sevdiğimiz için en iyisini istiyoruz, aslında mesele bu! Bu sene ilk defa kullanılan #imadeyourclothes hashtag’ini takip ederek marka ve üreticilerden gelen cevapları görebilir, etik ve sürdürülebilir tasarımları keşfedebilirsiniz!

Benim Fashion Revolution’u ilk duymam, 2014’te sosyal medya kampanyasına destek olmak üzere, Rana Plaza Faciası’nın yıldönümü olan 24 Nisan Fashion Revolution Günü’nde, Parsons’un lobisine bir photobooth kurulması ile olmuştu. Fashion Revolution Türkiye’yle ise bir film bir araya getirdi: Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali ekibi, The True Cost belgeselinin bir gösterimi ile bir atölye düzenlemişlerdi. Bu bir seyredince bir daha unutulamayan belgeseli bu akşam hep beraber bir kez daha izliyor, sonrasında ise pozitif dönüşüm için neler yapabileceğimize dair sohbet ediyoruz, bekleriz!

12993364_875403265916129_819937033676010525_n.jpg
THE TRUE COST Belgesel Gösterimi + Atölye

Dönüşüm için ilk adım, merak. Siz de çok sevdiğiniz giysilerinizin arkasında nasıl bir hikaye olduğunu merak ediyorsanız basit bir selfie ile bize katılın ve sorun: #giysilerimikimyaptı ❓

Bu hafta, 2013'te Bengladeş'te gerçekleşen Rana Plaza Faciası'nın yıldönümü. Yıkılmasıyla 1.130 kişiyi öldüren bu fabrikada, çoğumuzun giydiği büyük markaların sattığı giysileri yapmakta olan tekstil işçileri çalışıyordu. Bu bina, bize bol bol ve ucuz ucuz satabilmek için yok pahasına üretilen kıyafetlerin insanlığa kestiği bedellerden sadece biriydi. İşte bu yüzden, giysilerimizin arkasındaki gerçek insanları ve nasıl çalıştıklarını merak ediyoruz. Ve soruyoruz: giysilerimizi kim yaptı ❔ @primark #whomademyclothes #giysilerimikimyapti #fashrev @fash_rev_turkey✊ Fashion Revolution Haftası sebebiyle yüklediğim her etiket fotoğrafında birkaçınızı tagleyeceğim, kırmayın beni, üstünüzdeki giysinin etiketinin fotoğrafını çekin ve sorun: #whomademyclothes #giysilerimikimyapti -Siz de kendi arkadaşlarınızı etiketleyin, sorumuzu daha yüksek sesle soralım! Günün etiketleri @shukineshu @aysumoda @keremsann hadi bakalım! 👐

A post shared by Eda Çakmak (@komoda_ejderi) on

 

 

Stella McCartney’in sürdürülebilir yeni parfümü POP ve kokunun yüzü Grimes

Stella McCartney, sürdürülebilir bir anlayışla ürettiği yeni parfümünün görsellerinde, kendisi gibi sürdürülebilirlik kaygılarından daha önce de bahsetmiş olan şarkıcı Grimes’la çalışmış.

Parfümü sürdürülebilir kılan neymiş? Markanın söylediğine göre, hem kokunun hem ambalajın üretiminde en son teknolojiler kullanılarak doğaya etkiler en aza indirgenmiş.

12803029_1049114165130547_7164208270605579451_n (1)
Parfümün yayınlanan ilk posteri

Bir İstanbul Masalı: Twelv12’in Organik Çantaları, Suriye’li Kadınlarla İşbirliğiyle Bizimle

Çanta markası Twelv12‘le tanışmak bana hem ilham hem de umut verdi! Çünkü onların çantaları sadece tamamen organik kotondan yerel olarak üretilmekle kalmayıp,Olive Tree Craft Collective aracılığıyla İstanbul’daki Suriye’li kadınlarla işbirliği halinde hazırlanıyor.

Geçtiğimiz hafta sonu bit pazarındayken, gözüm yan tezgahımızdaki çantalara takılıp durdu, masalarının üzerinde bir de küçük bir yazı gördüm ama, önleri bir türlü boşalmıyor ki yaklaşıp sorayım! Neyse sonunda yağmurun artmasından dolayı ufak bir hava boşluğu yakalayıp yanaştım tezgahlarına!

2016-01-22-02.24.38-3.jpg.jpeg

Markanın Kurucusu Yasemin bana tezgahlarında gördüğüm kese modellerinin yapımını tamamıyla Suriyeli kadınlara öğrettiklerini, üretimin tamamen onlardan geldiği gibi keselerden elde edilen gelirin de tamamen onlara geri döndüğünü anlattı. Diğer modellerin geliri ise bu projenin sürdürülebilmesi için kullanılıyor. Kullandıkları malzeme ise organik koton! Bu duyduklarım beni inanılmaz heyecanlandırdı ve Türkiye’de böyle bir projenin hayata geçirilmiş olması çok mutlu etti.

Yasemin’in kendi çizimleri olan tasarımları da çok tatlı!

#twelv12 Kol ve sırt çantaları @zetsocial 'da! 🛍 www.zet.com/tasarimci/twelv12

A post shared by TWELV12 (@twelv12) on

 

 

 

Suçluluk Duygusu ve Alışveriş (ve Bir Belgesel)

Geçen hafta çarşamba günü Taksim’e “Atölye- Ölümcül Bedel” belgeselini izlemeye gitmişken H&M’e girip 15 liraya bir bluz aldığımda “bunu kimseye söyleyemem” diye utanmıştım. Gel gör ki şimdi, bu utancımı ve bütün çelişkilerimi anlatan bir yazı yazmaya karar verdim. Biraz da belgeselden bahsedeceğim.

Haftada bir Balon Bar’da gerçekleştirilen Karşı Kültür etkinlikleri kapsamında moda sektörünün üretim sürecinin korkunç gerçeklerini anlatan bir belgesel gösterildiğini duyunca “tamam” dedim “buna kesin gitmem lazım”.

Etkinlik 19:30’da olduğu için tam iş çıkışı trafiğinde yollara düşmeyeyim diye erkenden çıktığımdan Taksim’e de erken geldim. Şu “Feminism: The radical notion that women are people” t-shirtünün varlığını öğrendiğimden beri edinmek istediğimden H&M’e girdim. Hızlı Giyim sektörü hakkında bilinçlendikçe, hele de Fashion Revolution’da aktif bir rol almaya başladıktan sonra bu tür mağazalara her girişimde bir suçluluk duygusu sarıyor içimi aslında. Ama yakın zamana kadar “terapiye vereceğim parayla 3 parça şey aldım” diyerek buradan aldığı hazla övünen (bunun da nasıl güzelce koşullandırıldığım bir şey olduğunu yeni yeni fark ediyorum) biri olarak kendimi her zaman tutabildiğimi de iddaa etmiyorum.

Aradığım tişörtü bulamadım. Gel gör ki, bir bluz buldum, allı pullu bir crop top. Hiç pullu kıyafetim yok, eksikliğini hissediyorum (kendime soru: nasıl bir eksiklik ki bu ?!) hem de büyük beden olmamasına rağmen üstüme yapışmadan, ne de güzel olmuştu… İndirimdeydi, 15 Tl. Etiketine baktım, Kamboçya’da yapılmıştı. İçim çekildi. Yine de elime alıp kasaya gittim. Kapının önüne çıktığım anda elimdeki poşeti çantama tıkıştırırken yaptığım şeyin çelişkisnin bilincindeydim. Balon Bar’ın kapısına vardığımdaysa o his, sanki alerjim olan birşeyi dayanamayıp da yemişim de, şimdi bünyem kaldıramıyormuş derecesine varmıştı.

Aslında bazen kendimi birbiriyle çelişen birkaç savaş veriyormuş gibi hissediyorum. 50 beden giyiniyorum, bazen XXL, bazen 3XL’e denk geliyor bu beden. Bu boyutlarda kıyafet bulabildiğim yerler ise, gönül rahatlığıyla alışveriş yapabileceğim sürdürülebilir, organik tasarım yapan, ya da yerel tasarımcıların ürünlerini satan butikler değil. Eğer bu tip butiklerde varsa da bilmiyorum, çünkü genellikle kıyafetlerin küçüklüklerinden o kadar bunalarak çıkıyorum ki, çoğu zaman hiç girmiyorum. Elimde kalan, belli başlı hızlı giyim mağazaları. Bazen benim üzerime uygun kıyafet yapan herkesin vereceğim parayı hakettiğini düşünüyorum. Çünkü diğerleri yapmıyorsa benim seçeneğim ne…?

Gel gör ki, mekana girip belgeseli izlemeye başladığımda bu işin ironisi iyice büyüdü. Çünkü ne izleyeceğimi tamamen bilmeden girdiğim belgeselin konusu şuydu: bir proje dahilinde, 1’i Norveç’in en popüler moda bloglarından olan, giyinmeyi seven 3 genç, bir uçağa konup Kamboçya’ya götürülüyor, orada işçilerin çalışma ve yaşama koşullarını görüyor, ve konuşma şansı buluyorlar. Aslında belki yaşça biraz daha büyük ve konu hakkında bilgili olmam dışında bu gençlerle aramda pek de bir fark göremedim (bi de o kadar param yok tabii). İzledikçe onların da bu naif duyarsızlıklarının kırlıdığını, kendilerince bu çalışma koşullarını normal kabul etmek için ürettikleri bahanelerin çürüdüğünü seyrediyorsunuz. Gerçekten, bahaneye mahal yok: bu sistemin kabullenebilir bir yanı yok. Belgeseli İngilizce altyazılı olarak buradan izleyebilirsiniz.

workshop.gif

Yazıya başlarken demiştim, bu bir kendi çelişkilerimi paylaşma yazısı. Gerek izlediğim belgeseller, gerekse sürdürülebilir giyim ve moda sektörünün iş gücü sömürüsü hakkındaki tüm diyaloglarda sürekli en göz önünde bulunan H&M’in niye böyle günah keçisi sayıldığını sorgulamaya başladım son günerde, ve cevabı en büyük küresel mağaza zinciri olmasında buldum. Örneğin Amerika’da daha da ucuz ve hızı baş döndürücü dereceye ulaşmış olan Forever 21 bu taraflarda pek bilinmediğinden, İngiltere’den çıkıp Avrupa’ya yayılmakta olan Primark ise o yanlara ulaşmadığından, büyük bir örnek vermek isteyen herkes H&M’i kullanıyor ve hakkını teslim etmek lazım ki, H&M gerek tedarik zincirini şeffaflaştırmak, gerek sürdürülebilirlik açısından en çok çaba gösteren firmalardan biri. Tabii bu onu suçsuz kılmıyor, çünkü suçlu, bu markaların ve çok daha fazlasının dahil olduğu “hızlı giyim” sektörü, hatta bu sektörün müşterisi olarak tüketicisi de. Bunu değiştirebilmek için tüketici olarak bir güzel koşullandığımız alış-veriş alışkanlıklarımızı sorgulamamız, sesimizi yükseltmemiz ve talebimizi belli etmemiz gerekiyor. Türkiye’de işçiler ve sendikalarla birlikte çalışarak tekstil sektörünün sesini duyurmayı hedefleyen Temiz Giysi Kampanyası’nı ve neler yapabileceğinizi öğrenmek ve hep beraber sesimizi duyurmak için Fashion Revolution’u takipte kalın!

http://www.temizgiysi.org/

http://fashionrevolution.orgTü/country/turkey/

https://www.facebook.com/Fashion-Revolution-Turkey

https://www.instagram.com/fash_rev_turkey/

Aynı Elbiseyi İki Kere Giymenin Ayıbı (Olur Mu?)

Anadolu Hayat’ın Genç Emeklilik Planı Reklamını gördünüz mü? Reklam, partiye ne giyeceğine bir türlü karar veremeyen bir genç kadının dramını anlatıyor. Sarı elbiseyi giyemezmiş, çünkü Burak’ı son gördüğünde giymiş. Mor elbiseyi 3 hafta sonraki konsere saklıyor, siyah elbiseyi de geçen hafta giymiş… Ben bu reklamı ilk gördüğümde sonunda 3 alana 1 bedava kampanyası filan görmeyi bekledim, ama “yarınını çok düşünen gençlerin yarınları için genç emeklilik planı” reklamı çıktı… Peki buradaki tutarsızlık nerede?

Reklamın satmaya çalıştığı şeyle alakası olmamasını geçtik bir kere, ona alıştık malesef. Ama bu, satmaya çalıştığı şeyin tam tersini savunuyor. Zavallı kızcağız her gittiği etkinliğe yeni kıyafet yetiştirmesi gerekirken emeklilik planını filan nasıl düşünsün? Onun maksimum 3 kere giyip düşünmeden atacağı tonlarca yeni elbiseye ihtiyacı var, sigortaya değil…

Bilhassa ironik olan, reklamda gösterilen 3 elbisenin aşağı yukarı aynı elbisenin farklı renkleri olması… Peki, onun yerine bu genç kadın her türlü etkinliğe farklı şekillerde giyebileceği, kullanışlı ve dayanıklı bir elbise alsa ve bütçesinin geri kalanını da sigorta vb. ileriye yönelik yatırım yapabileceği şeylere kullansa nasıl olur?

Bu reklamda satmaya çalıştıkları şeyin tam tersini kullanmaları aslında şunu gösteriyor: reklamı hazırlayanlar bu problemin gençlere ulaşmak için iyi bir nokta olduğunu düşünmüşler – ve  o kadar içselleştirilmiş bir sıkıntı ki bunun çelişkisi akıllara bile gelmiyor veya önemsenmiyor. Sonuç olarak yıllardır gazetelerde magazin eklerinde aynı kıyafeti iki kere kullanırken YAKALANAN ünlülerin aşağılandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Son günlerde ortalıklarda “Bir yıldır hiçbir şey almayan Selma Hekim”in hikayesi dolaşıyor. Sizi bilmem ama, benim facebook listemde defalarca paylaşıldı bu hikaye. Almamaya bir özlem olduğunu gösteriyor bu. Sürekli alıp atmaktan yorulmuşuz adeta.

Benim savunduğum, ve kendim de uygulamaya geçirmeye çalıştığım şey, almamak değil, bilinçli almak. Tabii ki bu kolay değil, özellikle kıyafetleri seviyorsanız ve etrafınızda sizi cezbedecek birçok güzel şey varsa. Ancak her seferinde “buna ihtiyacım var mı?” ve “bu ürün bu parayı hakkediyor mu?” gibi sorularla kendimi sınırlamaya çalışıyorum. Etik, sürdürülebilir ve  yerel olanı desteklemek istiyorum. Malesef büyük beden olarak seçeneklerimiz sınırlı olsa da, konu hakkındaki çabalarım devam ediyor, ve edecek…

 

 

Closet Circuit: Çukurcuma’da Sürdürülebilirlik İçin Bir Nefes Alanı

Geçtiğimiz günlerde yolum Çukurcuma’daki Closet Circuit’e düştü. Closet Circuit/Dönme Dolap, sürdürülebilir yaşam pratiklerini destekleyen bir alış-veriş, sergi ve etkinlik alanı.

wpid-img_20151111_141910283.jpg“Closet Circuit, Dönme Dolap, kişinin dışarıyı bırakıp, içeri bakmaya başlaması ile gelen sonsuz yolculuğun ve dönüşümün hayata geçirdiği bir gerçekliktir.

Eski bir alışverişkoliğin kendi kıyafetlerini en pratik şekilde satma arayışındayken permakültür prensibinden etkilenerek yarattığı bu proje dolapar arası bir döngü yaratmayı hedefleyerek yola koyulmuştur. Şu anda ise bünyesinde ikinci el eşyalar, akıllı ve doğal ürünler ve bilinçli zanaat ürünleri ile birlikte hizmet sunmaktadır.

Kişinin bu ilk dünyevi projesini desteklemek istiyorsan içeri gülümseyerek gir=)”

wpid-img_20151111_141914364.jpg

wpid-img_20151111_141903134.jpg

Her yanı birbirinden tatlı detaylarla kaplı bir mekan closet circuit…

wpid-img_20151111_141911313.jpg

Özenle döşenmiş mekana girer girmez bazı kültürlerde mekanı arındırdığına inanılan adaçayı tütsüsü kokusuyla karşılanıyorsunuz…

wpid-img_20151111_141906821.jpg

Dükkanın bir köşesi, dünyanın her yanından sanatçıları tişörtler üzerinde bir araya getiren proje Connect One Threads‘in birbirinden güzel tişörtlerine ayrılmış…

wpid-img_20151111_141908498.jpg

Adres: Firuzağa Mahallesi Bostancıbaşı Caddesi No 23 Çukurcuma

Facebook: https://www.facebook.com/closetcircuit/

Instagram: https://instagram.com/closetcircuit/

wpid-img_20151111_141905138.jpg

Fashion Revolution: “Kıyafetlerimi Kim Yaptı?” Sorusuyla Yola Çıkan Hareket, Şimdi Türkiye’de!

Fashion Revolution; dünya çapında, moda sektörünün içyüzünü tüketiciyle paylaşmayı, moda tüketicisini -yani hepimizi- tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamaya, bilinçlenmeye, ve bu yolla bu kocaman sektörün dünyamız ve insanlık üzerindeki etkilerinin sorumlularını bu döngüyü değiştirmeye davet etmeyi hedefleyen bir hareket.

thumbBu hareket aktivitelerini özellikle her sene Nisan’ın 24’ünde “Fashion Revolution Day” ilan edilen bir gün etrafında sürdürüyor. Ben bu günü ilk, zaten sürdürülebilirlik konusunda alabildiğine aktif olan okulum Parsons’taki ilk senemde, okulda yapılan bir etkinlik sayesinde duymuştum.

fash_rev_day1-e1398172685122O gün okulda kurulacak bir photobooth’ta, insanları kıyafetlerini etiketleri görünecek şekilde ters yüz ederek giyip, fotoğraflarını çektikten sonra, sosyal medyada kıyafetlerini yapan markaya “Kıyafetlerimi kim yaptı?” diye sormaya çağırıyordu.

Dünya çapında yapılan bu etkinlikte, birçok insan, çeşitli sosyal medya platformları üzerinden, giydikleri markanın sosyal medya profillerini etiketliyor ve soruyor:

“Who made my clothes?”

Peki neden soruyoruz? Çünkü özellikle “hızlı giyim” (fast fashion) markalarının günümüz moda sektörünün yönettiği bu dünyada, tüketiciyi sürekli daha yeni ve daha çok almaya iten bu sistemin yürümesi için üreticinin de daima daha ucuz, daha hızlı ve daha çok üretmesi gerekiyor. Bundan dolayı, moda üretimi, daima daha ucuz işgücü bulunan yerlere taşınıyor ve fabrikalar şu tehditle karşı karşıya kalıyorlar: “Daha ucuza yap, yoksa başka yere gideriz”. Çünkü daima daha ucuza çalışmayı kabullenecek insanların bulunduğu yerler var. Geçtiğimiz sene Kamboçya’da ayaklanan tekstil işçilerinin talebi: ayda 165 dolar maaş. Ve bu yolda yaptıkları protestolarda insanlar ölüyor… Ve moda devleri, bu ücreti vermemek için başka yerlere taşınıyor…

Öğrendim ki, bu hareketin artık bir Türkiye ayağı var! Hareketin sitelerindeki çağrısı şöyle:

Fashion Revolution Day Türkiye’ye hoşgeldin

Moda senin için bir tutku, bir eğlence, veya kendini ifade etme biçimi olabilir. Belki hayatında her gün var olan bir kavram belki de hiç ilgini çekmeyen uzak bir dünya olabilir. Fakat her durumda yadsayamayacağımız tek bir gerçek var. O da moda ve tekstil sektörünün dünya çapındaki sosyal ve ekonomik gücü.

24 Nisan 2013 tarihinde Bangladeş’te Rana Plaza tekstil fabrikasında meydana gelen felakette 1133 kişi hayatını moda dünyasının tüketim ihtiyacını karşılamak için çalışırken yitirdi. Fakat bu acı olay ne bir ilk ne de bir sondu.

Fashion Revolution Day “artık yeter” diyor. Sektörün bir devrime ihtiyacı var ve hep beraber bunu başlatabiliriz.

Kişilere, doğaya, yaratıcılığa ve karlılığa aynı derecede değer veren bir moda sektörünün varolabileceğine inanıyoruz.

Birlikte değer zincirine etki edebilir ve moda sektöründe gereken değişime öncülük edebiliriz.

Merak et. Araştır. Birşey yap.

Fashion Revolution Day’e katıl.

Fashion Revolution Day Turkey’i Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz!