Etiket arşivi: moda haberleri

Bir Moda Projesi Değil, Bir Kadın Dayanışması Hikayesi : Ben de Buradayım

Yönetmen Kıvılcım Akay, 29 yaşındaki Senegal’li göçmen Amina’yı bir fotoğrafında fark etmiş, daha sonra fotoğrafı çeken arkadaşının aracılığıyla kendisiyle tanışma fırsatı bularak manken olma hayalinden vazgeçmeyen genç kadının hikayesinin peşine takılmış. “Ben de Buradayım”, Türkiyeli kadınların göçmen-mülteci kadınlarla dayanışmasını perdeye aktaran, docu-fiction türünde, uzun metraj bir belgesel projesi, ve çekimlerin Senegal’de gerçekleştirilecek kısmı için yardımımıza ihtiyacı var.

Bu kampanyanın linkini “ilgilenirsin belki” diyerek bana yollayan arkadaşım hiç yanılmamıştı, insan hakları, moda ve belgesel üçlüsünü bir araya getiren hikaye beni can evimden vurdu. Kendisi aracılığıyla iletişime geçtiğim yönetmen Kıvılcım Akay’a, projenin moda ile ilgili noktalarına dair birkaç soru sordum…

Kampanya sayfasındaki videoda sen bu filmi anlatırken, bir göçmen/mülteci kadının sadece bir varoluş, hayatta kalma çabasının değil, hayalinin peşinden gidişini anlatıyordu, elbette benim özel olarak dikkatimi çeken bu hayalin moda ile ilgili olmasıydı. Türkiye’de bir göçmen/mülteci kadın ve moda mevzusu birleşince ise ister istemez akla gelen son yıllarda ülkemizde yükselmekte olan emek sömürüsü. Ben bir yandan videoyu izler, bir yandan bu düşünceler aklımdan geçerken senin Goree Adası’ndaki çekimlerden ve köleliğin bugünkü halinden bahsettiği kısma geldik. Günümüzde Türkiye tekstil sektörünün en güncel sıkıntısı olan bu modern kölelik mevzuna bu belgeselde nasıl bir açıdan tanık olacağız?

Amina’nın hayalleri her ne kadar modellik olsa da, aslında bu belgeselde ana nokta “moda” değil. Bu nedenle tanıtım materyellerimizde “Bu Bir Moda Projesi Değildir. Bu Bir Kadın Dayanışması Hikayesidir” diye belirttik hep. Moda, bu projenin dikkat çekiciliği ve ses getirmesi açısından aslında benim için anlatım diline hizmet eden bir araç. Güzel de bir araç; işin estetik bütünlüğüne önemli bir katkı sunuyor. Ancak aslolan,  Amina’nın modellik hayallerinden çok daha ötede olan, “var olduğunu” hissettirme isteğidir. Dünyanın bütün büyük ülkeleri ve büyümekte olan ülkelerinde emek sömürüsü söz konusu. Bu bizim ülkemiz için de geçerli. Savaştan kaçıp gelen Suriye halkından tutun da, siyahilere ya da eski doğu bloğu ülkelerine kadar bir çok göçmen-mülteci insan bizim ülkemizde de emek sömürüsüne maruz kalıyor. Başka seçeneklerinin olmadığını çok iyi bilen bir kısım işveren,  karın tokluğuna göçmen-mülteci çalıştırıyor. Amina da Türkiye’ye ilk geldiği zamanlarda aynı sorunları yaşamış. Korkutulmuş, sindirilmiş, cinsel tacize zorlandığı için işten ayrılmış. Bir noktadan sonra şansı yaver gitmiş ve vicdanlı işverenlerle çalışma fırsatı bulmuş. Şu anki işvereni de bu konularda oldukça hassas. Öyle ki, onlarca göçmen çalışanı olması rağmen, hepsinin çalışma izinlerini almış. Ancak asıl sorun, Amina ve onun gibi bir çok insanın başka ülkelerde umudu aramak zorunda kalması. Ağırlıklı bir kısmı ise tekstilde çalıştırılıyor. Bunda “fast fashion” çılgınlığının payı da oldukça fazla. Bizler bir hevesle aldığımız bluzu en fazla iki kere giyip kenara atıyoruz. Nasıl olsa artık tekstil çok ucuz. Ucuz ama, bunun altındaki neden nedir diye sorduğumuzda karşımıza elbette emek sömürüsü çıkıyor. Kapitalizm hepimizi ele geçiren bir sistem. Öyle tatlı bir dokunuşla avucunda tutuyor ki bizleri, elimizde olanları kaybetmemek ve daha çok tüketebilmek adına, sömürülen insan gerçekliğini unutmak istiyoruz. Bir belgesel sinemacı olarak benim payıma düşen; “hatırlatmak”. Eşitlik, her ne kadar bütünsel olarak bir ütopya olsa da, ben ulaşabildiğim kadar insana ulaşmak ve onlara hatırlatmakla yükümlü hissediyorum kendimi. Bunu elbette didaktik ve sıkıcı bir yolla yapmak istemiyorum. Kendi anlatım dilimle ve hikayenin akışına hizmet edecek estetik bir yapıyla işimi sunmak benim için çok önemli.

Dünyanın büyük bir kesimi, küçük ve varlıklı kesimin lüks ihtiyaçlarının karşılanabilmesi adına “köle” olarak çalıştırılıyor. Bu noktada Amina’nın memleketi Dakar’da bulunan Goree Adası’nda yapacağımız çekimler çok önemli. Goree Adası,  kölelerin kolonyalist ülkelere satılmak üzere yola çıkarıldığı en büyük liman. Tarihini okuyunca, uzunca bir süre etkisinden çıkmak pek mümkün olmuyor. Bu adadan gemilerle satılmak üzere yola çıkarılan binlerce siyahi ya yolda ölmüş ya da karşı geldikleri için vahşice öldürülmüş. Bugün ise köleliğin sadece formu değişti. Modern yüzüyle kölelik karşımızda duruyor. Bunu hatırlamak ve karşısında durmak zorundayız. Amina’nın, kızına atalarının yaşadığı acıları hatırlatması da bu açıdan çok önemli. Amina her şeyin bilincinde. Bu yüzden tüm çabası, kızının aynı zorluklarla yaşamaması ve iyi bir eğitim alması yönünde.

7fecc1017ec54d4bb7d6875eaddff269

Kıvılcım’ın biyografisini okurken üçüncü belgesel projesi olan “Ben de Buradayım”ın da, ilk projesi olan “Modanın 100 Yılı”nın da moda dünyasının bir ucundan tuttuğu fark ediliyor. Bu özel bir ilgiye mi bağlı, yoksa hoş bir tesadüf mü?

Giyinmek için modayı takip ettiğimi pek söyleyemem. “Zamansız” kıyafetler almayı daha çok tercih ediyorum. O yüzden gardrobumdaki bir çok şey birbirinin aynısı ya da benzeridir.  Aynı zamanda resim ve kolaj da yaptığım için moda kaynakları, desenler ve renkler beni çok besliyor. “Modanın 100 Yılı” akademik bir çalışma olduğundan  bana çok şey kattı. Türkiye ve dünya modasının gelişim süreçlerini sosyolojik, ekonomik ve siyasal değerler üzerinden incelediğimiz bir belgesel serisiydi. Türkiye’de böyle bir çalışma yoktu ve bunun üzerine projeyi geliştirip TRT’ye sundum. 4 bölüm olarak TRT’de yayınlandıktan sonra moda akademilerinde ders olarak okutuldu. Devamında ise 1 ay boyunca bir sergi kapsamında Pera Müzesi’nde her gün gösterildi. Modanın 100 Yılı’nda çalıştığım insanlar ve edindiğim deneyimleri “Ben de Buradayım”a adapte etmek de bu açıdan hoş bir tesadüf oldu.

Amina’ya mentörlük eden Aslı Filinta hikayeye nasıl dahil oldu? Bu belgesel ona aracı mı oldu, yoksa halihazırda varolan bir ilişkiyi takip mi etti?

Aslı’yla 2013 yılında Modanın 100 Yılı belgeseli aracılığıyla tanıştık. Belgeselin 4. bölümünde 90’lı yılların modasını anlatmıştı bizlere. Sonrasında işlerini daha yakından takip ettim ve çok sevdim. Kendine has tarzı, uniq çalışmaları ve parlak zekası beni çok etkiledi. Bana ilham veren insalardan biri olduğunu da söyleyebilirim. Yapımcım Aslıhan Altuğ’la Ben de Buradayım’ı Aslı’ya anlattık. Projeyi çok sevdi ve gönüllü olarak  belgesele dahil oldu. Amina’nın hayalleri için neler yapabiliriz diye konuşmalara başladık ve devamında Amina’yla onları yan yana getirdik. Hem Amina’ya destek olması, hem de moda sahnelerinin danışmanlığı için profesyonel bir moda tasarımcısının desteğine ihtiyacımız vardı. Aslı, bizlere bu noktalarda fikren çok katkı sağladı.

504913fe9f6d416c88b365ad7e483eb9.jpg

Sorularımı derinlemesine cevaplayan Kıvılcım’a ve bizi iletişime geçiren arkadaşım Cenan’a çok teşekkür ediyorum. Proje hakkında daha fazla bilgi edinmek, belgesel kapsamında önemli yer kapsayan Senegal çekimlerine destek olmak, aynı zamanda Amina’nın yıllardır göremediği kızına kavuşmasına yardımcı olmak için tıklayın.

Reklamlar

Disney’in Fantasia’sı Temalı Mary Katrantzou Defilesi

Mary Katrantzou’nun Sonbahar/Kış defilesinin görür görmez beni büyülemesindeki tek etmen, çocukken defalarca, belki yüzlerce kez izlediğim Fantasia’dan sahneleri desenlerinde kullanması değil. Bu desenleri kullanırken kullanılan tekniklerde kolaya kaçılmadığı her halinden belli, boncuk işçiliği tanık olmak için çok geç doğduğum bir dönemin Paris atölyelerini hatırlatıyor. Hatta bu defilede, couture’ün geçmişine referansta bulunan tek şey, detaylara gösterilen özen değil, siluetlerde moda tarihinin birçok farklı döneminden bir şeyler ödünç alınmış. Bana en çok varlığını hissettiren referanslar ise; ayakkabı modelleri ve kumaş kullanımı ile 1800’lü yılların sonları ve işlemeleri ve elbiselerin vücuttan dökülüşü ile 1920’li yıllar. Bu tarihi referanslar, 90’lı yılların Fantasia’sının desenlerinin soyutlanmış zerafetiyle bürünmüş olunca, beni bütün hassas noktalarımdan vuran bir defile olmuş…

 

 

Moda Kariyeri: Moda Sektörü 2016’ya veda ediyor

Moda Kariyeri’yle birçok ortak çalışmaya imza attığımız bir yilin ardından, 7 Aralık’ta 2016’nın son “Moda Kürü”nü yapmak ve moda sektörü açısından geçtiğimiz seneyi değerlendirmek üzere toplanmıştık. Yaptığımız degerlendirmeler üzerine Aslı Özbek’in yazısıni şimdi Moda Kariyeri sitesinde okuyabilirsiniz.

Manifold.press: Moda haftaları neydiler, ne oldular, nereye gidiyorlar?

“…Eylülün ortasında başlayıp yaklaşık bir ay boyunca devam eden süreç, moda çevrelerinde ‘Moda Ayı’ olarak bilinir. Bu mevsimde New York ile başlayan moda haftaları zinciri —moda basını, global üne sahip bloggerlar ve moda profesyonelleri uçaklara binip oradan oraya koştururken— arkasında hazırlıklar başladığından beri uyumamış, damarlarında kan yerine kafein dolaşan bir zombi stajyer ordusu bırakarak Milano’ya, Londra’ya ve Paris’e doğru devam eder. Elbet bu saydıklarım ‘büyük dörtlü’, yani moda dünyasının başkentleri kabul edilen şehirlerde gerçekleşen moda haftaları; bunların dışında İstanbul da aralarında olmak üzere birçok büyük şehirde moda haftaları düzenleniyor. Bu moda haftaları, bir yandan belli bir geleneği sürdürürken, bir yandan da moda sektörünün baş döndürücü hızına yetişmek, adapte olmak ve dönüşmek durumundalar. Mekânlar ve metotlar her sezon moda rüzgârlarına göre yön değiştirirken, 2016’da gelen ‘şimdi gör, şimdi al’ modeli, internet çağının gerektirdiği daha derin bir değişime sebep oluyor ve döngünün ritmine el atıyor.”  devamı

DB Berdan Defilesinin Alabildiğine Queer ve Feminist Olduğu 8 An

DB Berdan, 2012’den beri birlikte çalışan bir anne-kız ikilisinin ürünü bir marka. Bol renkli, baskılı bir tasarım imzası olan ve defilelerinde çok belirgin ilham kaynaklarından konsept yaratan bu tasarım ailesinin İlkbahar-yaz ’17 defilesin Mercedes Benz Fashion Week Dahilinde 13 Ekim’de gerçekleşti.

Istanbul Fashion Week’te katıldığım bu ilk defilede, durup durup giderken çok ağır göz makyajı yapmadığım için şükrettim; çünkü gerek bu defile gerçekleştiği için, gerekse bu defile İstanbul’da gerçekleştiği için, biraz da benim de gitme fırsatı bulabildiğim için birkaç kere gözlerim doldu. Bu kadar heyecanlanmamın sebebi ise defilenin tamamının tasarımlarıyla, kullandıkları baskılarla, styling aracılığıyla, kullanılan müziklerle, performanslarla toplumsal cinsiyet rollerine ve heteronormativiteye “giydirmesiydi”.

Nasıl sorusuna listeli cevabıma buyurunuz:

1. “Toplumsal Cinsiyet Rolleri huzur içinde yatsınlar”

wp-1476426094209.jpg

2. Let’s Have a Kaikai

“Let’s have a Kiki” şarkısını biliyorsanız, bu o değil, drag queen’ler Willam ve Rhea Litre tarafından yapılmış parodisi. Bunun drag kültürünün ne kadar derinliklerine işlediğini katmer katmer açıklamak gerekiyor.

  1. Scissor Sisters’ın “Let’s have a kiki”si, Amerikan drag/queer jargonuyla tıka basa dolu bir şarkı. Şarkıdaki “kiki”yi Türkçede en iyi “gıybet” sözcüğüyle anlatabiliriz, lubuncada ise “gullüm”e denk geliyor.
  2. “Let’s have a kaikai” ise bu şarkının drag queen’ler tarafından yapılmış parodisi. Şarkıdaki “kaikai” drag kostümü halen üzerindeyken seks yapmak anlamına geliyor.

3. Riot Grrrl

Guuuuuurl.wp-1476424982398.jpg

4. Drag

Podyumdaki bazı modellerin yaptığı şey “drag”den başka bir sözcükle açıklanamaz

wp-1476427056173.gif

5. Etekli oğlanlar

Bu ise drag’den farklı bir kategori. Erkek modellerin maskülenlikleri makyajla uygulanan, özellikle yüz ve boyun bölgesindeki “sert çocuk” dövmeleriyle yükseltilmiş, sonra da aynı mankenler etek veya şort-etek tipi tasarımlarla podyuma yollanarak sağlam bir kontrast yaratılmış. Şahsen bunun çok sofistike bir referans olduğunu düşündüm.

wp-1476426771349.gif

6. “Come on, VOGUE”

Vogue dansı, New York’un fakir kesimlerinden gelen, özellikle siyah lgbti bireylerin kenarda köşede toplanarak düzenlediği “ball” partilerinde gelişmiş bir dans, ve çok güçlü bir şekilde Queer tarihi sembolize ediyor. Modellerin podyumdan aşağı “voguelayarak” ilerlemesini seyretmek pek keyifliydi.

7. Rocky Horror Picture Show

Sinema tarihinin en kült filmlerinden biri olan Rocky Horror Picture Show’da “Dr. Frank-n-Further” diye bir karakter vardır. Kendisini açıklamak biraz zor, şöyle özetleyeyim:

frankfurter

İşte bu defile, bu karakterin bir şarkısıyla sonlandırıldı, şarkının sözleri “I’m a sweet transvestite from transsexual Transylvania…”

8. Nuri Harun Ateş nam-ı diğer Kafası Karışık Kontrtenör

Şarkıyı söyleyen de performanslarından cinsiyet ötesi bir glamour’u asla eksik etmeyen Nuri Harun Ateş’in ta kendisiydi. Tabii ki DB Berdan Tasarımı bir elbise ve diz üstü PVC botlarıyla.

BONUS: Rüzgar Erkoçlar

Türkiye’nin en ünlü trans erkeği yakışıklı Rüzgar Erkoçlar da defilenin mankenleri arasındaydı, ancak ben oturduğum yükseklikten kendisini tanımayı başaramadığımdan bunu ancak sonradan fark edebildim.

M.A.G.=Moda Ayı Gündemi @Moda Kariyeri

İki haftalığına İstanbul’a dönmüş gibi yaptıktan sonra bayram için gerisin geri Ayvalık’a geldim. Ben burada aileydi, arkadaşlardı, atölye ve yetişecek yazılara gömülüp Yeezy defilesi sonrasında New York’tan yükselen kolektif homurtu dışında NYFW ile pek ilgilenemedim (bad blogger! bad blogger!) ama Moda Kariyeri’nin çalışkan yazarları bize hap gibi her günün gündemini toparlayıp sunmayı ihmal etmediler. Bu iş için buldukları akıllıca isme de buradan şapka çıkartıyorum: M.A.G. yani Moda Ayı Gündemi. 

screenshot_46

 

Resort/Cruise Koleksiyonu nedir, neye yarar?

Sonbahar-kış, ilkbahar-yaz moda haftaları yetmedi, erkek giyim moda haftaları kendilerine ayrı yer beğendiler, onlar da yetmedi ünlü markaların dünyanın dört bir yanında yaptıkları resort-cruise koleksiyonlarından gelen haberler başımızı döndürmeye başladı. Bu koleksiyonlar nereden çıktı, neden çıktı, nasıl oluyor, neye yarıyor sorularının cevabını artfulliving’e yazdım.

resortarfulliving 2
Yazımı böyle ana sayfalarda banner olarak görünce biraz şımardım mı? şımardım.