Etiket arşivi: kadın

Kadınlar gününü kutlarken unutmamamız gerekenler

ilüstrasyon: Frances Cannon

Tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun! Kutlamalar, tebrikler devam ederken, bir önceki yazımda verdiğim Gratis örneğinde görüldüğü üzere, iyi niyetli de olsa, zararlı algı ve klişeleri besleyen söylemler gırla gidiyor. Bu yüzden bugün gözüme çarpan birkaç noktayı paylaşmak ihtiyacı oldum. Birbirimizin daha iyi yanında olabilmek için, dayanışmayla!

1. Pozitif olduğuna inandığımız değerler dahil, kadınlar (veya herhangi bir insan grubu) hakkında yapılan genellemeler zararlıdır.

Kadın, sırf kadın olduğu için hiçbir şey olmak zorunda değildir. Narin, nazik ve “annelik erdemiyle” bezenmiş olmak zorunda olmadığı gibi güçlü, şefkatli ve güzel olmak zorunda da değildir. Kadın kadındır.

2. Kimin kadın olup kimin olmadığına karar vermek kişinin kendisinin dışında hiç kimseye düşmez.

Şimdi sorgulamadan kabullendiğin o normları yavaşça yere bırak dostum.

3. İkili toplumsal cinsiyet, bir toplumsal inşadır. Cinsiyet de öyle.

“Toplumsal inşa”, insanlar tarafından üretilmiş kültürel kavramlar anlamına gelir. Bir şeyin toplumsal inşa olması, var olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, diller de birer toplumsal inşadır ama diller aracılığıyla birbirimizle gayet anlaşabiliriz. Vardırlar ve gerçektirler. Ancak kadınlığın ve erkekliğin var oluşu, bunların tek gerçeklik olduğu anlamına gelmez; bu ikili yaklaşım, son derece kısıtlayıcı bir tutum. Aynı şekilde, çoğu zaman “doğal” kabul ettiğimiz “cinsiyet” olgusu da, aslında yine kimin “erkek” kimin “dişi” olduğuna dair insanlığın kendi yargıları üzerinden vardığı bir sonuç; doğada bunun çok ötesinde bir çeşitlilik mevcut. Bu çeşitliliğin mevcudiyeti, kimsenin kendi kimliğini tehdit etmek zorunda değil; önemli olan kadınları kutlarken bu çeşitliliğin ve algıların farkında olmak.

Kadınlar günü adına had safhada cinsiyetçi reklam yapan Gratis’i alkışlarla uğurluyoruz

Kozmetik ve bakım mağaza zinciri Gratis, Kadınlar Gününü kutlamak adına “Kadınlar Olmasa” isimli bir reklam videosu çekmiş. Genç bir erkek, bir Gratis mağazasında dikilirken daldığı hayalde, kadınların olmadığı bir dünyada alabildiğine sıkılmakla meşgul. Hayal dünyası siyah beyaz, bir de ne kadar sıkıldığını anlamazsak diye bayık bir müzik eklenmiş arka plana. Sonra neyse ki yakışıklı oğlanımızın kız arkadaşı “aşkııım” diye koluna girerek kendisini bu kabustan kurtarıyor. Bol bol makyaj ve bakım ürünü alarak kasaya doğru ilerliyorlar. Mutlu son.

Reklamın verdiği ana mesaj, “kadınlar erkeklerin dünyasına renk katmak için varlar, kadınlar olmasa erkekler çok sıkılır, kadınlar iyi ki var.” Gratis burada ana müşteri kitlesinin kadınlar olduğunu tamamen unutmuşa benziyor; kadınların varoluş amacının ne erkeklerin hayatını renklendirmek olmadığını hatırlatmak zorunda kaldığımıza inanamıyorum sevgili Gratis, hele de kadınlar gününde.

 

Disney’in Fantasia’sı Temalı Mary Katrantzou Defilesi

Mary Katrantzou’nun Sonbahar/Kış defilesinin görür görmez beni büyülemesindeki tek etmen, çocukken defalarca, belki yüzlerce kez izlediğim Fantasia’dan sahneleri desenlerinde kullanması değil. Bu desenleri kullanırken kullanılan tekniklerde kolaya kaçılmadığı her halinden belli, boncuk işçiliği tanık olmak için çok geç doğduğum bir dönemin Paris atölyelerini hatırlatıyor. Hatta bu defilede, couture’ün geçmişine referansta bulunan tek şey, detaylara gösterilen özen değil, siluetlerde moda tarihinin birçok farklı döneminden bir şeyler ödünç alınmış. Bana en çok varlığını hissettiren referanslar ise; ayakkabı modelleri ve kumaş kullanımı ile 1800’lü yılların sonları ve işlemeleri ve elbiselerin vücuttan dökülüşü ile 1920’li yıllar. Bu tarihi referanslar, 90’lı yılların Fantasia’sının desenlerinin soyutlanmış zerafetiyle bürünmüş olunca, beni bütün hassas noktalarımdan vuran bir defile olmuş…

 

 

Kadının sembolü olarak topuklu ayakkabı

1 Kasım’da İstanbul’da Türkiye’nin ilk “dijital kadın zirvesi” gerçekleşti. Günümüzde büyük bir hızla gelişen bir sektör olan dijital platform hakkında, özellikle bu platformda kendilerine yeni iş alanları yaratan kadınları merkezine alan bir etkinlik düzenlenmesini son derece anlamlı buluyor, organizasyonu yapanları tebrik ediyorum. Gel gör ki, bu organizasyonun kendisine seçtiği isim, kafada soru işaretleri oluşturan cinsten: Dijital Topuklar. Bu yazı, bu isim hakkında bir düşünce egzersizidir.

“Dijital Topuklar” tamlamasını ilk duyduğumda, yüz kaslarımın refleks olarak  buruştuğunu fark ettim. İlk anda ağzımda kötü bir tat bırakan bu sözcük öbeğinin neyin ismi olduğunu anladığımda içimdeki huzursuzluk azalacağına büyüdü. Bu bir dijital kadın zirvesiydi ve başlıktaki “dijital”, dijitali; “topuklar” ise kadını temsil ediyordu. Özetle, burada kadının sembolü olarak topuklu ayakkabı seçilmişti.

Topuklu ayakkabı, elbette kendi içerisinde kötü bir şey değil, kendim de zaman zaman severek giyiyorum. Benim itirazım, bunun kadınlığı temsil için kullanılan bir sembol olmasına. Elbet ki topuklu ayakkabı yeri gelince bir güç sembolü de olabilir, ancak genel geçer olarak feminenlik kurgusu ve normatif kadınlık algılarıyla bu denli özdeşleşmiş bir nesnenin kadınlığın tamamıyla özdeşleştirildiği bir simgesellik, hegemonik erkeklik söylemini tekrarlıyor; başka bir kadının varlığını ve geçerliliğini yok sayıyıor.

Böyle bir dil kullanımı, kadınların ciddiye alınmak için erkeklerden kat be kat fazla taklalar atması gereken acı gerçeklikte, kadının, özellikle profesyonel kadının topuklu ayakkabı giymesi gerektiğini vurgulamak anlamına geliyor. Ne giydiğinden hangi mahallede oturduğuna kadar bir çok yüzeysel yargıya dayanarak oluşturulan hiyerarşik “respectability politics”, yani “saygı duyulabilirlik politikaları”, hegemonik değer algılarını destekleyerek var olan güç dengesinin korunmasına hizmet ettiğinden, her daim soru işareti ile yaklaşmamız gereken zararlı bir olgu.

Tuvalet kapılarında bile tahammül etmek zor iken, koskoca seminere bu ismi vermek niye? Elbet kadınlar tarafından kadınlar için yapılan her şeyin feminist hissiyatlar taşımadığını bu yaşıma kadar zor yollardan öğrendim ama, bu tip ihanetler halen kalbimi kırıyor.

 

 

 

 

İthaki’ye Açık Mektubum

Sevgili İthaki,

Duydum ki yıllardır severek okuduğum Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda eserini yayınlamış, yayınlarken içine hakaret dolu, kadın düşmanı bir biyografi koymuşsun, bununla çok eleştiri toplamışsın. Bu eleştirilere karşı bir özür yayınlamışsın ama özrün kabahatinden beter olmuş İthaki…

12800186_10154787428185190_6225995755649421365_n

İthaki, duydum ki sana yapılan eleştirileri anlamamışsın, “oldukça sert ve açıkçası insafsız bulduğumuz tepkiler aldık” demişsin. Sevgili İthaki, alt dudağın da titredi mi bu cümleleri yazarken? Kadının öfkesini aşırı ve yersiz görüp kendini bu öfkenin kurbanı ilan etmek eril dilin sıkıştığında kaçtığı en sevdiği köşesindir. Biz bunu biliyoruz, öfkemiz haklı ve yerindedir. Ancak madem anlamamışsın sana gelen tepkilerin sebebini, gel anlatayım.

“Küçük yaşta yazarlığa, 59 yaşında mezarlığa adım attı. Dalgalarla sörf yapıp, nehir bile denemeyecek bir kaşık suda bo­ğuldu.”

Kişinin ölümüyle dalga geçmenin ayıp olduğunu hepimiz biliyoruz, ama benim de ayıplarla ahlakla filan pek işim olmaz, varsın olsun. Ancak buradaki “bir kaşık suda boğulmak” anlamı nefret içeren bir deyimken, üstelik “nehir bile denemeyecek” ifadesiyle birlikte kullanılarak üzerine bir beceriksizlik iması eklenmişken, bu artık terbiyesizlik değil, hakarettir.

“Bilinç akışı mı nehrin akışı mı?”

Anladık, “edebiyat” yapıp bir önce dediğine bağlayarak öncülerinden olduğu edebiyat akımına espirili bir şekilde göz kırpmak istemişsin ama önceki cümlenin küçümseyen üslubunda onu da kurban etmişsin.

“Odalarda ışıksızdı.”

Buna bir itirazım yok ama yüzümü buruşturuyorum, ne kötü espiri ayol o öyle.

“Paranoyak­lığı zaten Shakespeare’in olmayan kız kardeşi üzerine saatlerce ko­nuşmasından belliydi.”

Şimdi burası pek net olmamış sevgili İthaki. Paranoyaklık derken herhalde 20. Yüzyıl Edebiyatının en önemli figürlerinden birinin akıl sağlığıyla kendi kitabının kapak sayfasında dalga geçmiş olamazsın değil mi? Yok, herhalde kadına toplumda ve edebiyatta sunulan alanın darlığıyla ilgili görüşlerine ithafen öyle dedin. Öyleyse bu ifadeyi, bu görüşleri anlattığı kitaptaki biyografisine dahil ederek sebep olduğun katmerli ironiyi görebiliyor musun?

“Geri gelir mi? Gelirse gelsin, kim korkar bakire kurttan? Bkz. Nicole Kidman.”

Feminizmin önemli eserlerinden sayılan bu yapıtın başında “bekaret” lafı ne arar? Bekaretin neyle alakası var? Anladık, “Kim Korkar Virginia Woolf’tan” isimli tiyatro oyununa ithafla yine bir espiri yapmışsın (hah hah) ama bunu buraya koyunca nasıl küçümseyici bir ifade olmuş mu farkında mısın?

Seriden yayınladığın diğer kitaplara koyduğun biyografileri de iliştirmiş,“Metinlerin hepsi okunduğu takdirde, üslup ve dil ile ilgili durum daha net anlaşılacaktır. Ancak şu ya da bu örnekte gözlemlenen ve bizim de gelen eleştiriler aracılığıyla fark ettiğimiz maksadını aşan eril dilden ötürü okurlardan özür dileriz. Yine de tamamı itibariyle bakıldığında bu kadar sert, kimi zaman yaralayıcı ifadelere gerek olmadığının anlaşılacağına dair bir beklentimiz olduğunu da saklamayacağız.” demişsin İthaki. Yemek masasında yaptığı kötü espirilere kimse gülmeyince anlaşılmadı sanıp uzun uzun açıklayarak daha da batıran amcam gibisin. Okuduk, anladık. Komik değil. Hatta dikkatimizi çektiğin için teşekkür ederiz, sadece en çok tepkiyi alan Virginia Woolf biyografisi değil, hepsi çok kötü bir dille, kötü yazılmış.

“Git arkadaşından özür dile yoksa televizyon yok” denmiş bir çocuk gibi yarım ağızla ettiğin özrü kabul etmiyoruz. Bu kitapları toplat, bir daha da dilinin erilliğiyle mizaha filan bulaşma en iyisi sen ithaki. Kır dizini yap çevirini.

Sevgiler,

Bir Okur.

 

Barbie 3 Yeni Vücut Tipi ve 7 Ten Rengi İle Geliyor!

57 Yıldır oyuncak piyasasında satışta olan Barbie Bebekler, ilk defa farklı vücut tipleriyle karşımıza çıkıyorlar… “Fashionista” serisi adı altındaki bebekler, 2016 boyunca piyasaya sürüleceklermiş…

Elbet bu her şey değil, ama onyıllardır güzellik timsali olarak kullanılan Barbie söz konusu olduğunda, bu sembolik olarak o kadar önemli ki… Özellikle oyuncak bebeklerin (genel olarak oyuncakların aslında), çocukların kendi benliklerini yansıttıkları birer araç olduğu düşünülürse, çocuğun bir bebeğe bakıp, bir nebze daha fazla da olsa kendisini görebilmesi, hem de bebeklerine baktığında onların tek tip yerine farklı bedenlere sahip olduklarını görebilmesi o kadar önemli ki… Barbie’lerle oynayarak büyüyen bir çocuktum ben, tutmayın beni seviniyorum!

barbie-realistic-bodies-doll-real-women-2

“Orjinal” Barbie beden tipinin yanında “Kıvrımlı” Barbie

barbie-realistic-bodies-doll-real-women-5barbie-realistic-bodies-doll-real-women-6

Bunlar da “ufak tefek” ve “uzun” vücut tipleri…barbie-realistic-bodies-doll-real-women-4barbie fashionistas

PS. Kıyafetini pek beğenmesem de, şu maviş ve tombul olanı çocukken hayalini kurduğum Barbie olmuş olabilir. Yarın öbür gün almış olarak karşınıza çıkarsam şaşırmayın.

“Yüksek Modada Niye Meme Yok?” Sorusuna Cevaben Bir Moda Tarihi Analizi

Geçtiğimiz hafta 5Harfliler’de yayınlanan Gönülsüz Bir Komplo Teorisi: Yüksek Modada Niye Meme Yok? yazısını üç farklı kişi bana gönderip, fikrimi sorduğunda bu sorunun cevabının peşine düştüm. Burada okuyacaklarınız, moda tarihi ile günümüz moda sektörünün çarkları üzerine bir analiz ile bu günümüz beden ideallerinin kökenini araştırma niteliğindedir. Cevabımı okumadan önce soruyu soran sohbete bir göz atmakta fayda var, ama ben bir alıntıyla özetleyeyim:

“‘Transların ve geylerin belli bir fiziksel görünümü vardır ve kadınlara bu dayatılıyor’ gibi esansiyelist bişey diyemeyeceksem vicdanım rahat ederek, gene de sormak istiyorum o zaman dürüstçe: yüksek modada niye meme yok?”

Öncelikle, tam da bu konunun yüksek lisansını yaptım ve iki sene boyunca doğrudan bu konuyu çözümleyen bir kaynağa denk gelmedim, daha çok sınıflarda birbirimize bakıp “neden böyle oluyor” diye beyin jimnastiği yaptık. Ama moda tarihi bilgimden yola çıkarak analiz kasmaya geldim size.

Yazıda da dendiği gibi, yıllar içinde ideal beden algıları çok değişmiş tabii ki. Yan yana koyup baktığınızda son 100 yılda her dönem farklı bir kadın bedeni parlamış. Ben küçükken insanların bedenlerinin “o zaman” farklı olduğunu düşünürdüm. Sonradan anladım ki o dönemin kapak kızlarına benzeyen genetik piyango vurmuş azınlık dışında herkes vücudunu çeşitli kalıplara -korseler – kemerler – spor sütyenler – diyetler -ameliyatlar – sokarak belli bir “kalıba” uydurmuş elinden geldiğince. Benim bu döngüde gözlemledigim ise, ilk baştadönemin toplumsal değerlerini yansıtan belli başlı figürlerin idealize edildiği, daha sonrasında ise ilk başta özgünlüğüyle dikkatleri üzerine çeken bu figürler, kendilerine benzetilen milyonlar arasında tanınmaz hale gelinceye kadar popüler kültüre mal edildikten sonra elden çıkartıldıkları.

louise-brooks-bob-bangs1
Louise Brooks

Tartışmamızın odak noktasına değinmeden önce biraz uzaklaşıp perspektif kazanmak için başka bir dönemden örnek vereceğim. Aslında bu “memesiz” siluetin ilk cazip görüldüğü dönem olduğundan, aklıma 20’ler örneği geldi. 20’ler dediğimizde ilk akla gelen, kısa saçları ve üstlerinden dökülür gibi duran elbiseleriyle “flapper”lardır. Bu dönemin ikonu, flapperların rol modeli ve küt, kahküllü saçları popüler kılan Louise Brooks’tur. Ben de moda tarihimden cepte olan bu bilgiyle, ilk defa bu sene kendisinin başrolde oynadığı “Prix de beauté” fİlmini ilk izlediğimde, daha filmin ilk sahnesinde çarpıldım! Çünkü, kalabalık bir plajda çekilen bu sahnede, bütün ama bütün kadınların saç kesimi Louise’inkiyle aynıydı. Tabii Louise bu kalabalığın içinde bir yıldız gibi parlıyordu(!)

Dediğim gibi, 1930’da, yani yirmili yılların sonunda, bu görüntü artık çoktan normalleşmiş, Louise’in bir özelliği kalmamıştı. Ve kariyeri öyle bir çöküşe geçti ki, yıllarca hiçbir filmde oynamadı, tamamen parasız kalana kadar söndü… Peki bu flapper imajı neden o zaman bu derece popüler olmuştu? Çünkü bu kısa etekler giyen, sigara içen, kendi başlarına gece klüplerine giden genç kadınlar, kadının özgürleşmesinin sembolüydü. Fakat şimdi o dönemi düşündüğümüzde ilk aklımıza gelen şey olan bu şehirli genç kadınlar, kendi dönemlerinde toplumun çoğu tarafından “ahlaksız” diye yaftalanan, marjinalize edilmiş bir kesimdiler.

fe13abc445cc18d5b5d3517d34393023Şimdi biraz daha yakın döneme gelecek olursak, “süper model”lerin ikonlaştığı 1990’lara bakalım. “Heroin chic”in yükseldiği, Kate Moss’un şu meşhur “nothing tastes as good as skinny feels / hiçbir şeyin tadı, sıska olmanın hissettirdiği kadar güzel değildir” sözünü sarf ettiği doksanlar. Ve onun yükselen popülaritesiyle, ona benzeyen kızların kapakları süslemeye başladığı zamanlar… Sonra, sağlıklı yaşamın bir trend olarak yükselip, “fit” vücutların moda olduğu zamanlar (Görsel için: Britney Spears’ın “I’m a Slave for You” klibindeki karın kaslarını düşünün. Ve şimdi de yükselen androjen idealler! Agyness Deyn’in muhteşem yükselişi ve düşüşü, Freja Beha, Queer’in trend olduğu, Andrej Pejic’in vücudunda toplumsal cinsiyetin kırıldığı zamanlar… Fakat bunlar, tüm kültürel temellük örneklerinde olduğu gibi yüzeysel, sadece beğenilen görseli alıp, içeriği kabul etmeyen idealler. Aynen flapper’larda olduğu gibi.

e01a2e29a2a1db82cc10d481cc5cafd8
1900’lerin S Curve Silueti

Erkeklerin moda üzerinden kadın bedeni hakkında söz sahibi olmasına gelince, bunu da moda tarihinin genelinden ayırmayı biraz zor buluyorum. 1800’lerin sonuna kadar, moda büyük harfle “Moda” olmadan önce, tasarımcılar hep erkekti. Yüzyıllar boyunca, dönemin “yüksek moda”sı sayılabilecek aristokrasinin giyimi, daima korselerle sınırlandırılmıştı. Örneğin, 1900’lü yılların başında moda olan S-curve silueti, kadınların şeklini kimseye doğal görünemeyecek şekilde modifiye ediyordu ama heyhat, moda bu ya… Aşağı yukarı aynı dönemlerde ünlü olan Paul Poiret, tasarımlarında korseleri kaldırmıştı ya,

1cb285e880627bd9b899d5f50a0f9e11
Hobble Skirt Hakkında Bir Karikatür: “Bir de kadınların büyük ilerlemeler kaydettiğini söylüyorlar”

bu sefer adına “hobble skirt” denen, yürünemeyecek darlıkta etekler çıkarmıştı ortaya. Kendisinin “kadınları korselerden kurtardım ama, ayak bileklerini kelepçeledim” dediği rivayet edilir… İlk olmasa da, popüler kültürde Uluslar arası çapta ün kazanan ilk kadın tasarımcı olan Chanel ise, günümüze kadar gelen ününü, döneminde rahatlığı ve sadeliği ön plana koyan ilk tasarımcı olmasına borçludur. Hatta kendisi de erkek rakipleri için bol bol homofobik sözler sarfederek, onların kadın bedeninden anlamadığını iddia etmiştir.

 Tasarımcıların kişisel estetik tercihleri bir nebze etkili olsa da, günümüz güzellik ideallerinin büyük çoğunlukla ekonomik bir oyun olması ihtimalini değerlendirmek gerek. Ne de olsa, moda sektörünün sessiz partnerleri, diyet ve estetik sektörleri. Bunlar, diyet hapları, türlü çeşitli diyet ürünleri, beslenme trendleri, her ay yeni bir tanesi ortalığı kasıp kavuran egzersiz trendleri, estetik ameliyatlar, ve benim şu anda düşünemediğim birçok sektör de bunun parçası. Moda deyince aklımıza gelen ünlü tasarımcı isimleri, aslında koskocaman bir kazanç ilişkileri yumağının sadece minicik bir parçası olarak kalıyorlar. Ve o tasarımcılar, bu karmaşık ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan beden ölçülerine göre, yani en küçük olana göre tasarlıyorlar ve sonra modelistler bu ölçüleri alıp satılacak ölçülere uyarlıyor… Ancak bu uyarlama sırasında, bedenler photoshop’ta bir karenin sağ üst köşesinden tutup büyütmekten çok daha kompleks biçimlerde değiştiği için sonuçlar gerçekçilikten uzak oluyor, yani memelere barınacak yer kalmıyor…

Ilüstratör Joanna Thangiah, Çizimleriyle Bedenimiz Hakkında İyi Hissetmemizi Sağlıyor

Çoğunlukla Instagram üzerinden ilüstrasyonlarını paylaşan Joanna’nın hesabını bir süredir takip ediyorum. Bol renkli ve unicornlarla dolu olan Joanna’nın çizimleri, farklı beden tiplerini resmederken, kendi  bedeninde varolmak hakkında pozitif mesajlar içeriyor. Her karşıma çıktığında kendimi hissettiren, çoğu zaman “bunu duymaya ihtiyacım vardı” dedirten Joanna’nın çizimlerini kendi çevirilerimle birlikte sizinle paylaşmak istedim.

img_20151209_200459.png“Sizin göz zevkiniz için burada değilim”

img_20151209_200500.png“İstediğin kadar pasta yiyebilirsin”

img_20151209_200501.png“Bu senin yolculuğun, kimseye açıklamak zorunda değilsin”

img_20151209_200505.png“Senin değerin, kilonla ölçülmüyor”

img_20151209_200506.png“Başka insanların bedenleri hakkında varsayımlarda bulunmaktan vaz geçmemiz lazım”

img_20151209_200508.png“Bacaklarımın arasında ne mi var? Sana ne?”

img_20151209_200510.png“Sizin standartlarınıza uymak için uğraşmayacağım”

img_20151209_200512.png“Sakin olmayacağım!”

img_20151209_200524.png“Adet olduğunda yemek istediklerin için özür dilemeye gerek yok”

img_20151209_200528.png“Sen değerlisin ve kendini kimseye kanıtlamana gerek yok.”

img_20151209_200529.png“Kendini iyi hissetmek için dergilerdeki insanlara benzemene gerek yok!”

img_20151209_200530.png“Eğer bir kıyafet kendini iyi hissetmeni sağlıyorsa, giy onu!”

img_20151209_200531.png“Akıl sağlığın için ayırdığın o günlere kesinlikle gerek var!

img_20151209_200536.png“Cinsel objeye indirgenmeden her istediğini giyebilmek ne güzel olurdu”

img_20151209_200540.png“Vücudunun nasıl işlediğini bir tek sen bilirsin. Nasıl istiyorsan ona öyle bak!”

img_20151209_200541.png“Kendine bütün duyguları hissetmek için izin ver!”

img_20151209_200545.png

“Kendi süper kahramanın olacak güç sende var”

 

img_20151209_200548.png“Çok basit: sik kafalı bir kadın düşmanı olma!”

img_20151209_200551.png“Sokakta laf atmak iltifat değil, tehdittir!”

img_20151209_200558.png“Önyargını espiriymiş gibi sunsan da hala komik değil.”

img_20151209_200550.png“Gerçek dışı idealleri normalleştirmekten vazgeçelim”

img_20151209_200600.png“Bedenini seviyorsan övgüyü hakkediyorsun! Kaç beden olursan ol yapması kolay değil.”

 

img_20151209_200601.png“Sevgili Medya, çeşitlilikten yoksunluğun, senin idealistik kalıplarına uymayanlarımıza çok zarar veriyor.”

img_20151209_200603.png“Bir kadın düşmanıyla birlikte olacağıma kedili kadın olmayı yeğlerim”

img_20151209_200604.png“Bedenlerimizin sürekli daha iyi olması gerektiğini düşünmek zorunda kaldığımız bir toplumda yaşıyoruz. Yeter ama!”

img_20151209_200605.png“Göbeğin muhteşem, içine çekmeye gerek yok!”

img_20151209_200607.png“Medyanın güzellik tanımının kendin olmanı engellemesine izin verme”

img_20151209_200608.png“Değişmek istediğin için değiş, toplum senden bunu beklediği için değil”

img_20151209_200615.png“Makyaj yap, ya da yapma. Kendini nasıl sunmayı seçiyorsan bu gayet geçerli.”

img_20151209_200616.png“Başkasının bedeniyle ne yaptığı sizi hiç ama hiç ilgilendirmez”

img_20151209_200618.png“Yemek, bedenini beslemek için var, takıntı yapmak için değil”

img_20151209_200620.png“Rıza meselesi gayet basit. Önce sor! Eğer hayır derse veya cevap veremeyecek vaziyetteyse, onu rahat bırak!”

img_20151209_200621.png“Kimsenin sana, seni neyin güçlü ve özgür kıldığını söyleme hakkı yok!”

img_20151209_200628.png“Benim bedenim benim kurallarım”

Lesia Paramonova x Hsiao Ron Cheng

Tasarımcı Lesia Paramonova ve ilüstratör Hsiao Ron Cheng’in ortak çalışması olan kapsül koleksiyon, masalsı güzelliğiyle günlük hayata yakışır rahatlığı bir araya getirdiğinden tadından yenmez bir şey olmuş…

kaynak: http://lesiales.tumblr.com/

fotoğraf: Alina Valitova

model: Jessica Garbuz

VMA’ın Gökkuşağı Ekoseli Halısında Yürüyenler: And The Winner Is…

MTV Video Music Awards’ın dün akşam olduğunu unutmuşum. Sabah uyandığımda internet bu muhabbetle kaynıyordu. Yalnız sanırım yıllardır ödülleri kimin kazandığı kimsenin umrunda değil, ya da benimki mesleki deformasyon da olabilir bilmiyorum… Tek bildiğim herkesin iki kişinin kıyafetini konuştuğu ve bunlar müzisyen bile değiller. Benim anladığım: bu seneki ödülleri kim kazanmış bilmiyorum ama ödül törenini kazanan kesinlikle Amber Rose ve Blac Chyna…

amber31f-2-webBildiğiniz üzere 2015, Amerikan müzik endüstrisinde ırkçılık için yine çok verimli bir yıldı. Sık sık ırkçı ve kadın düşmanı hakaretlerin hedefi olan bu Amber Rose ve Blac Chyna ikilisi de, bütün bu hakaretleri üzerilerine giyip gelmişler.

543755976Literally.

Bu dur durak bilmeyen ırkçılık ve cinsiyetçilik furyasında takındıkları duruşu çok beğendim, üstüne bir de sadece fikri değil uygulamayı da çok beğendim. Yakışmış… Yanlarına bir de benzer şekilde giydirilmiş ekürilerini katıp gelmişler ekose halıya… Gecenin sunucusu Miley Cyrus’tan bile çok konuşuluyor giydikleri, ki internetin Miley’den çok ilgisini çekebilmek zor zanaat.

Peki bu arada Miley ne giymiş?

150830204501-24-vma-redcarpet-2015-mtv-video-music-aw8-jpg-super-169

Miley, Atelier Versace’nin kendisi için hazırladığı “Ninesinin Avizesinden Barbarella Kostümü Yapan Çocuk” konseptli kıyafetiyle çıkıp gelmiş… Yanlış anlaşılmasın, çıplaklığı için çok eleştirilecek bu kıyafet ve O konuda sonuna dek arkasındayım, benim canımı sıkan şahsen çirkin bulmuş olmam ve bir de takma rastaları… (bkz. Cultural Appropriation. Bu konuda da konuşuruz bir ara) Versace benim çok kafamı karıştırıyor.

Çünkü bunu yapan...
Çünkü bunu yapan…
Bunu da yaptı.
Bunu da yaptı. (FKA Twigs)

Buraya kendimce bir seçki yaptım ortaya karışık koyuyorum.

Britney Spears çok Britney Spears.
Britney Spears çok Britney Spears.
Kimye. Kanye kendi Adidas koleksiyonunu giymiş gelmiş.
Kimye. Kanye kendi Adidas koleksiyonunu giymiş gelmiş.
Kim ise çok rahatsız görünüyor.
Kim ise çok rahatsız görünüyor. Balmain.
Kylie Jenner. Bu da Balmain. O kadar saç koleksiyonunun arasından neden gidip bunu seçmiş anlamadım...
Kylie Jenner. Bu da Balmain. O kadar saç koleksiyonunun arasından neden gidip bunu seçmiş anlamadım…
Taylor Swift, sana gıcığım. Kıyafetini beğendim. Geç.
Taylor Swift, sana gıcığım. Kıyafetini beğendim. Geç. (Ashish)
Mariska Hargitay, büyük ihtimalle orada Taylor Swift'in ekürisi olarak bulunsa da seviyoruz yapacak bir şey yok.
Mariska Hargitay, büyük ihtimalle orada Taylor Swift’in ekürisi olarak bulunsa da seviyoruz yapacak bir şey yok.
Rebel Wilson
Rebel Wilson
Nicki Minaj.
Nicki Minaj.
Helen Lasichanh ve Pharrell Williams. YAŞASIN KOT 💙
Helen Lasichanh ve Pharrell Williams.
YAŞASIN KOT 💙
Vanessa Hudgens'a pek bayılmam ama elbisenin güzelliği su götürmez. Naeem Khan.
Vanessa Hudgens’a pek bayılmam ama elbisenin güzelliği su götürmez. Naeem Khan.
Cara Delevingne x Saint Laurent.
Cara Delevingne x Saint Laurent.

👑 Ve en beğendiklerim 👑

Kelly Osbourne
Kelly Osbourne. Belki biraz bayılmış olabilirim.
Hailee Seinfeld 😍 Stella McCartney (tulummuş bu)
Hailee Seinfeld 😍 Stella McCartney (tulummuş bu)
Demi Lovato
Demi Lovato

 Bonus:

Miley Cyrus, 30 adet drag queen'i dahil ettiği bir performans yapmış. Yani aslında bu yazıda anlattıklarımın hiçbiri önemli değil. Mühim olan drag.
Miley Cyrus, 30 adet drag queen’i dahil ettiği bir performans yapmış. Yani aslında bu yazıda anlattıklarımın hiçbiri önemli değil. Mühim olan drag.