Etiket arşivi: istanbul

Popupla.co Lansmanında Tanıştığım 10 Yaratıcı Marka

16649090_713637438795933_189301678807708000_n-1Popupla.co,  tasarımcı ve markaları yaratıcı mekanlarla buluşturarak kolayca birer pop-up mağaza açabilmelerini sağlayan bir girişim. 8 Şubat’ta Kolektif House Levent’te gerçekleştirdikleri lansman partilerinde, kendilerine yakışacak şekilde birçok yaratıcı markanın  standları vardı. Standların başındaki tasarımcılarla tanışıp, her marka hakkında biraz bilgi aldım.

 

1.Kitbox design

wp-1486659856816.jpg

Kitbox design tasarımları, tam olarak “kendin yap” olmasa da, “kendin monte et” anlayışıyla bir kutudan, nasıl bir araya getirileceğine dair talimatlarla birlikte çıkıyor. “Monefold” cüzdanının nasıl bir araya getirildiğini ise tasarımcısından öğrendim:

2. Gegemade

wp-1486659936095.jpg

Gegemade, kağıt üzerindeki karalamaları 3 boyutlu olarak üzerimize giyebilmemizi hayal eden yaratıcı bir marka. Önceleri basit çizgilerle başlayan tasarımlar, zaman ilerledikçe daha ilüstratif bir hal almış, tasarımcı ilüstrasyonları photoshop’ta çizdikten sonra kendisi elde yapıyor, kullanılan malzemeler de özenle seçilmiş, renkli ipliklerle kaplanmış tellerle elde edilen şekiller, doğal taş boncuklarla tamamlanmış.

wp-1486669902667.jpg

3. Collecthings

wp-1486658990099.jpg

Collecthings’in tasarımcısı bir mimar, halen mimar olarak çalışıyor. Markanın ortaya çıkışı oldukça doğaçlama; mücevher yapımı eğitimi alan tasarımcı, eskiden beri çekmekte olduğu mimari fotoğrafları bu eğitimiyle birleştirmeye karar veriyor ve ortaya son derece zarif mimari-geometrik takılar çıkıyor.

wp-1486658990179.jpg

4. Atölye Yeti

wp-1486658989830.jpg

Atölye Yeti, Kadıköy Moda’da bir atöyle/mağaza. Birçok farklı tasarımcının ürünlerini barındıran mağazanın sahibi, popup’a kendi rengarenk tasarımlarıyla katılmış.

wp-1486658990154.jpg

5. Mummu

dsc_0013Mummu, çeşitli metallerden minimalist, aynı zamanda göz alıcı şekiller yaratan bir takı atölyesi.dsc_0014

6. Poplin Homewear

wp-1486658990324.jpgPoplin Homewear, bünyesinde çoğunlukla evde kullanılmak üzere tasarlanmış, üzerinden rahatlık akan ürünler barındırıyor.

7. Barbo Work+Shop

wp-1486658990183.jpgBarbo Work+Shop, bünyesinde seramik içeren farklı ürünler barındıran yaratıcı bir atölye.

8. Agarapati

Agarapati tasarımları, gerçek deriden tamamen elde üretiliyor.

9. PK Design

Pk Design, renki ve eğlenceli bir kırtasiye markası.

10. Atelier Mono

wp-1486658990279.jpg

Atelier Mono, ilüstratör Serkan Akyol’un çizimleriyle süslü aksesuarlar barındıran bir marka.

Fashioning the Future: H&M’den Modada Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi

H&M markası, 3. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında, sürdürlebilir moda anlayışına dair bir sergi düzenledi. Haziran ayında gerçekleştirilen bir atölyenin sonucu olarak ortaya çıkan tasarımların yer aldığı sergi, 4 Aralık’a kadar İstanbul Adahan’da ziyaret edilebilir.

Moda sektörü, otomotiften sonra en fazla atık üreten endüstriyel alan. Bu sektörün baş döndürücü hızı, doğal ve insani kaynaklara oldukça haşin davranıyor. Üretim sürecinde kullanılan kimyasallar doğayı zehirliyor; gittikçe daha hızlı ve daha çok üretme baskısı, ucuz işgücü ve kabul edilemez çalışma koşullarında üretilen giysiler anlamına geliyor. Bu negatif etkileri dengelemek için gittikçe bilinçlenen tüketici; ikinci el kıyafetlere dönüyor, kıyafetlerinin nereden geldiğine dikkat ediyor, daha az alışveriş yapıyor, aldıklarını daha uzun süre dayandırmak için bir çaba gösteriyor.

Elbette tüketicinin bu yönde gösterdiği çaba, bu konuda atılabilecek adımların sadece bir kısmını kapsıyor. Bu madalyonun diğer yüzünde; sorunu çıkış noktasında kontrol altına alma ihtimali olan tasarım ve üretim süreci var.

“Fashioning the Future/ Geleceği Giydirmek” sergisi, bu üretim seviyesindeki çözümleri yaratıcı bir biçimde ziyaretçisiyle buluşturuyor. Serginin konusu; Haziran ayında düzenlenen bir atölye çalışmasında, çeşitli sürdürülebilir yöntemlerle üretilen malzemeleri kullanarak üretilmiş tasarımlar.

20161028_172551

Sergide ayrıca çeşitli neon ışıklarla moda sektörünün sürdürülebilirlik konusundaki yaklaşımına dair çeşitli sorular sorulmuş, çözümleri ise kenarlardaki panolar üzerinde tartışılıyor. Bu panolarda bir yandan, sergiyi düzenleyen H&M’in soruna yaklaşım biçimi de anlatılıyor. Sergiyi H&M’in düzenlemiş olması, modada sürdürülebilirlik konusuna aşina kişilerin olaya şüpheyle yaklaşmasına sebep oluyor, çünü H&M, moda sektörünün sürdürülebilirlik konusundaki en büyük problemi olan “Fast fashion/hızlı giyim” sektörünün Uluslar arası alandaki en büyük oyuncularından biri. Marka, sürdürülebilirlik konusunda büyük çabalar sarf etse de bu şüpheci tepkilerden kurtulması biraz zor, çünkü ne kadar çaba gösterirse göstersin, problemin en büyük kısmı üretimin ve tüketimin baş döndürücü hızı. Markanın sürdürülebilirlik konusunda söz sahibi olma iddiaları, bu konuda kendisini ironik bir şekilde rakip markalardan çok daha fazla eleştiri altında bırakıyor. Bu noktada şahsi tutumum, fast fashion döngüsüne eleştirel yaklaşımı hiç bir zaman elden bırakmamakla birlikte, markanın çabalarını da göz ardı etmemek. Zira bu “fast fashion” markaları, moda sektöründe üretimin çoğunluğunu oluşturmaya devam ediyor, o yüzden bu markaların bir anda yok olmayacağı gerçeğiyle yüzleşirsek eğer; H&M’in zaman zaman kendi ekonomik çıkarlarına ters gelen hamleleri, önemli bir örnek teşkil ediyor. Örneğin evet, H&M de diğer büyük markalar gibi ucuz iş gücünün olduğu Bengladeş ve Kamboçya gibi ülkelerde üretimine devam ediyor, öte yandan çalıştıkları fabrika ve üreticileri konusunda şeffaf bir tutum seyrediyor; bu üreticilerin geçirdiği denetimlerden aldıkları puanlar dahil web sitelerinde listeleniyor. (H&M sürdürülebilirlik raporları da buradan incelenebilir.)

20161028_172816

Sergiyi gezerken, H&M’den bağımsız olarak birçok yaratıcı sürdürülebilirlik çözümüne tanık olmak ve ortaya çıkan tasarımları incelemek, bana büyük bir keyif verdi. Bu keyfin bir kısmı, New York’ta yaşarken sık sık gitme fırsatı bulduğum “moda sergisi” konseptine duyduğum özlemi gidermesindendi.

Sergiyi gezerken her şeyin fotoğrafını çektiğim için, gidemeseniz de gitmiş kadar olmak için sizi galerime davet ediyorum:

20161028_1712020
“Başkalarının çöpe attıklarından üretilmiş giysiler giydiğinizi hayal edebiliyor musunuz?” Selan Kural – Malezeme: Geri dönüştürülümüş çöp poşeti, kalın kağıt torba, plastik yapay çim, artık siyah pipet, beyaz scuba kumaş, siyah tela
20161028_171422
İlknur Dinç – Malzeme: Pamuk vizkon karışımı lacivert ve krem rengi kumaş, 5cm ve 3cm kalınlığında elyaf, alüminyum hamburger ambalajı, denim kumaş
20161028_171956
Ezgi Dikdere
20161028_172008
Ezgi Dikdere-detay
20161028_172027
Atölye dahilinde bir de yarışma düzenlenmiş ve denim kumaşın üzerinde kağıt ile yaratılan yenilikçi detayla Asude Şenoğlu’nun tasarımı birinci olmuş
20161028_172039
Asude Şenoğlu – detay
20161028_172046
Simge Ural – Malzeme: Naylon Poşet, çöp torbası, geri dönüştürülmüş eski kıyafetler, şantiye filesi
20161028_172122
Simge Ural – detay
20161028_172703
“Transform The Future” Muhammed İloğlu

 

20161028_173024
ve gönlümün kazananı Özge Akten – Malzeme: H&M Conscious serisi kumaşları, dantel, üstübü, pet şişe, duş kaydırmazı, jüt ipi, keçe, artık kumaşlar
20161028_173032
Özge Akten detay 
20161028_172210
“Şekerden veya yosundan üretilmiş bir elbise alabilir miydik?” Merve Çay
20161028_173910
-son-

 

 

Manifold.press: Moda haftaları neydiler, ne oldular, nereye gidiyorlar?

“…Eylülün ortasında başlayıp yaklaşık bir ay boyunca devam eden süreç, moda çevrelerinde ‘Moda Ayı’ olarak bilinir. Bu mevsimde New York ile başlayan moda haftaları zinciri —moda basını, global üne sahip bloggerlar ve moda profesyonelleri uçaklara binip oradan oraya koştururken— arkasında hazırlıklar başladığından beri uyumamış, damarlarında kan yerine kafein dolaşan bir zombi stajyer ordusu bırakarak Milano’ya, Londra’ya ve Paris’e doğru devam eder. Elbet bu saydıklarım ‘büyük dörtlü’, yani moda dünyasının başkentleri kabul edilen şehirlerde gerçekleşen moda haftaları; bunların dışında İstanbul da aralarında olmak üzere birçok büyük şehirde moda haftaları düzenleniyor. Bu moda haftaları, bir yandan belli bir geleneği sürdürürken, bir yandan da moda sektörünün baş döndürücü hızına yetişmek, adapte olmak ve dönüşmek durumundalar. Mekânlar ve metotlar her sezon moda rüzgârlarına göre yön değiştirirken, 2016’da gelen ‘şimdi gör, şimdi al’ modeli, internet çağının gerektirdiği daha derin bir değişime sebep oluyor ve döngünün ritmine el atıyor.”  devamı

Isveç’li Tasarımcılarla Moda Sohbeti | 8 Kasım 2016

Bu hafta Isveç konsolosluğunun daveti ile, modada beden politikaları ve toplumsal kimlik meselelerini konuşmak üzere Isveç’li tasarımcılarla bir araya geleceğiz. Tasarımcıların yaptığı sunumlara yorum yapmak üzere Türkiye’den davetliler marka İletişim uzmanı Dr. Bilgen Coskun, tasarım gazetecisi ve akademisyen Dilek Öztürk, tasarımcı Zeynep Tosun ve bendeniz olacağız. 

Konuşma dili İngilizce olacak. etkinlik detayları aşağıda, etkinlik sayfası burada.
BODY POLITICS – FASHION & THE CHALLENGE OF IDENTITY 

8th November 1.30 pm – 6.00pm

at ATÖLYE: Tarihi Bomonti Bira Fabrikası, Birahane Sokak No: 1

In the last few years, fashion and the fashion industry in Sweden have been responding to increasing demands to reflect our changing attitudes to identity. From questions about gender neutrality and body image to discussions of how the clothes we wear reflect our religious beliefs, our sexual identity and our political and social convictions, discussions of fashion are often framed within these often conflicting points of view. We have invited four leading figures from the Swedish fashion industry who will approach these topics both as practitioners and as theorists.

We have also invited a number of Turkish professionals and academics to act as respondent to our invited Swedish guests at present these include Dr. Bilgen Coskun, Phd Brand communication , Dilek Öztürk, Independent Design Journalist & Lecturer, designer Zeynep Tosun and Eda Çakmak, design theorist.

 

Program:

1.30 – Introduction

2.00 – 2.30     Philip Warkander

As perhaps the world’s first person to hold a PhD in fashion studies and a senior lecturer in the Department of Arts and Cultural Sciencesat Lund University, Warkander, will talk about how the fashion industry is both responding to and is in conflict with the fierce cultural debates in Sweden concerning issues of identity and heteronormative logic.

 

2.30 – 3.00     This is Sweden

‘This is Sweden’ is a fashion design company made up of the siblings of Ana and Pablo Londono, two Colombian refugees who have established a fashion line in Sweden that both creates exciting new clothes and challenges ideas about how fashion can express issues of identity. They will talk about their work and how the design of clothes can be linked to concerns of segregation, marginalisation and how fashion can work to create both awareness and challenge excepted norms of identity.

http://thisissweden.loathing.se

 

3.00 – 3.45     Response

                                                                                   

3.45 – 4.15     BREAK

 

4.15 – 4.45     Minna Palmqvist

As a fashion designer and artist Minna Palmqvist has developed quickly as one of Sweden’s most interesting and socially engaged figures in the field. Her work both mixes social commentary and design and explores our fascination with female body and points to what she calls the conflicts between “what we wish for, what is forced upon us and what we try to hide.” Palmqvist will talk about some of her most recent projects and the challenges she has encountered in bringing her politics into her design.

http://www.minnapalmqvist.com

4.45 – 5.15     Iman Aldebe  

Iman Aldebe is a Swedish clothing designer, journalist and lawyer of Jordanian background whose luxury designs of turbans and veils for Muslim women have been widely acclaimed selling at some of Stockholm’s most exclusive stores. As a frequent commentator and blogger on fashion she has also developed a unique voice in the Swedish fashion scene. Aldebe will show examples of her work and talk about her work with H&M and designing a hijab for the Swedish police.

5.00 – 6.00     Response 

DB Berdan Defilesinin Alabildiğine Queer ve Feminist Olduğu 8 An

DB Berdan, 2012’den beri birlikte çalışan bir anne-kız ikilisinin ürünü bir marka. Bol renkli, baskılı bir tasarım imzası olan ve defilelerinde çok belirgin ilham kaynaklarından konsept yaratan bu tasarım ailesinin İlkbahar-yaz ’17 defilesin Mercedes Benz Fashion Week Dahilinde 13 Ekim’de gerçekleşti.

Istanbul Fashion Week’te katıldığım bu ilk defilede, durup durup giderken çok ağır göz makyajı yapmadığım için şükrettim; çünkü gerek bu defile gerçekleştiği için, gerekse bu defile İstanbul’da gerçekleştiği için, biraz da benim de gitme fırsatı bulabildiğim için birkaç kere gözlerim doldu. Bu kadar heyecanlanmamın sebebi ise defilenin tamamının tasarımlarıyla, kullandıkları baskılarla, styling aracılığıyla, kullanılan müziklerle, performanslarla toplumsal cinsiyet rollerine ve heteronormativiteye “giydirmesiydi”.

Nasıl sorusuna listeli cevabıma buyurunuz:

1. “Toplumsal Cinsiyet Rolleri huzur içinde yatsınlar”

wp-1476426094209.jpg

2. Let’s Have a Kaikai

“Let’s have a Kiki” şarkısını biliyorsanız, bu o değil, drag queen’ler Willam ve Rhea Litre tarafından yapılmış parodisi. Bunun drag kültürünün ne kadar derinliklerine işlediğini katmer katmer açıklamak gerekiyor.

  1. Scissor Sisters’ın “Let’s have a kiki”si, Amerikan drag/queer jargonuyla tıka basa dolu bir şarkı. Şarkıdaki “kiki”yi Türkçede en iyi “gıybet” sözcüğüyle anlatabiliriz, lubuncada ise “gullüm”e denk geliyor.
  2. “Let’s have a kaikai” ise bu şarkının drag queen’ler tarafından yapılmış parodisi. Şarkıdaki “kaikai” drag kostümü halen üzerindeyken seks yapmak anlamına geliyor.

3. Riot Grrrl

Guuuuuurl.wp-1476424982398.jpg

4. Drag

Podyumdaki bazı modellerin yaptığı şey “drag”den başka bir sözcükle açıklanamaz

wp-1476427056173.gif

5. Etekli oğlanlar

Bu ise drag’den farklı bir kategori. Erkek modellerin maskülenlikleri makyajla uygulanan, özellikle yüz ve boyun bölgesindeki “sert çocuk” dövmeleriyle yükseltilmiş, sonra da aynı mankenler etek veya şort-etek tipi tasarımlarla podyuma yollanarak sağlam bir kontrast yaratılmış. Şahsen bunun çok sofistike bir referans olduğunu düşündüm.

wp-1476426771349.gif

6. “Come on, VOGUE”

Vogue dansı, New York’un fakir kesimlerinden gelen, özellikle siyah lgbti bireylerin kenarda köşede toplanarak düzenlediği “ball” partilerinde gelişmiş bir dans, ve çok güçlü bir şekilde Queer tarihi sembolize ediyor. Modellerin podyumdan aşağı “voguelayarak” ilerlemesini seyretmek pek keyifliydi.

7. Rocky Horror Picture Show

Sinema tarihinin en kült filmlerinden biri olan Rocky Horror Picture Show’da “Dr. Frank-n-Further” diye bir karakter vardır. Kendisini açıklamak biraz zor, şöyle özetleyeyim:

frankfurter

İşte bu defile, bu karakterin bir şarkısıyla sonlandırıldı, şarkının sözleri “I’m a sweet transvestite from transsexual Transylvania…”

8. Nuri Harun Ateş nam-ı diğer Kafası Karışık Kontrtenör

Şarkıyı söyleyen de performanslarından cinsiyet ötesi bir glamour’u asla eksik etmeyen Nuri Harun Ateş’in ta kendisiydi. Tabii ki DB Berdan Tasarımı bir elbise ve diz üstü PVC botlarıyla.

BONUS: Rüzgar Erkoçlar

Türkiye’nin en ünlü trans erkeği yakışıklı Rüzgar Erkoçlar da defilenin mankenleri arasındaydı, ancak ben oturduğum yükseklikten kendisini tanımayı başaramadığımdan bunu ancak sonradan fark edebildim.

Instagram’da çekiliş var!

tumblr_o6yjnnuX9x1uafjoco1_12807 aydır aktif olan bir blog hesabı olarak bence benim de çekiliş yapma zamanım geldi! Bunun için size bu hesabın varoluşunu özeyleyen 2’si New York’tan 3 hediye seçtim:

  1. Sürdürülebilir ve etik üretimi temsilen @twelv_12’in Suriye’li kadınların emeği ile üretilen ve geliri onlara aktarılan keselerinden bir adet,
  2. Feminist duruşumu temsilen feminist post-itlerle dolu not defteri,
  3. Ve tabii @komoda_ejderi unicornsuz olur mu? Bu kutunun içinden telefon, fermuar ya da bilimum yere süs olarak takılabilen minik bir @tokidoki_brand unicorn çıkacak!

Şimdi kurallar:

  • Beni @komoda_ejderi takip edin!
  • Bu görseli #çekilişvar ve #komodaçekiliş hashtag’leri ile paylaşıp beni etiketleyin.
  • Gizli hesapların çekiliş günü (28 Mayıs) açık olması gerekmektedir. Çekiliş hesapları (tamamı veya büyük çoğunluğu çekiliş görselleriyle dolu olan hesaplar) çekilişe katılamayacaktır. Katılım sadece Türkiye sınırları içerisinden olabilir.

Bu bebeklerin kendilerini çok sevecek bir yuvaya kavuşması dileğiyle, bol şanslar!

💙💚💛💜💖 7 aydır aktif olan bir blog hesabı olarak bence benim de çekiliş yapma zamanım geldi! Bunun için size bu hesabın varoluşunu özeyleyen 2'si New York'tan 3 hediye seçtim: 1. Sürdürülebilir ve etik üretimi temsilen @twelv_12'in Suriye'li kadınların emeği ile üretilen ve geliri onlara aktarılan keselerinden bir adet, 2. Feminist duruşumu temsilen feminist post-itlerle dolu not defteri, 3. Ve tabii @komoda_ejderi unicornsuz olur mu? Bu kutunun içinden telefon, fermuar ya da bilimum yere süs olarak takılabilen minik bir @tokidoki_brand unicorn çıkacak! Şimdi kurallar: • Beni @komoda_ejderi takip edin! • Bu görseli #çekilişvar ve #komodaçekiliş hashtag'leri ile paylaşıp beni etiketleyin. • Gizli hesapların çekiliş günü (28 Mayıs) açık olması gerekmektedir. Çekiliş hesapları (tamamı veya büyük çoğunluğu çekiliş görselleriyle dolu olan hesaplar) çekilişe katılamayacaktır. Katılım sadece Türkiye sınırları içerisinden olabilir. Bu bebeklerin kendilerini çok sevecek bir yuvaya kavuşması dileğiyle, bol şanslar! #komodaejderi #komoda_ejderi #çekilişvar #cekilisvar #cekilis #çekiliş #hediye #unicorn #çanta #defter #moda #modablogu #mutluyumçünkü #mutlulukyakalanir #mutluysakdemekki #gununkaresi #instaturkey #instaturkiye #vscoturkiye #vscoturkey #istanbul #ankara #izmir #istanbuldayasam #l4l #like4like

A post shared by Eda Çakmak (@komoda_ejderi) on

Fashion Revolution Haftası 18-24 Nisan // Fashion Revolution Week April 18-24

Fashion Revolution Günü, 24 Nisan’da Bengladeş’te 1120 kişinin ölümüyle sonuçlanan giyim fabrikasının yıkılmasının, yani “Rana Plaza faciası”nın yıldönümü. Dünyada 3. kez, Türkiye’de ilk defa kutlanan Fashion Revolution Gününün etrafında bir hafta boyunca moda sektörünün dünyamız ve insanlık üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. (Moda sektörünün neden ve nasıl değişmesi gerektiğini daha iyi anlamak için “Nasıl Fashion Revolutionary Olunur?” kitapçığımıza göz atabilirsiniz!

Biz, giysilerimizi kimlerin, nasıl, hangi koşullar altında yaptığını öğrenmek, giysilerimizin arkasındaki gerçek insanları tanımak istiyoruz. Fashion Revolution Haftası boyunca, sosyal medya üzerinden bir sesimizi duyuruyoruz: giysilerimizin etiketleri görünecek şekilde bir fotoğraflarını çekip (tersyüz edip giyerek olabilir, ya da yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz) instagram ve twitter hesaplarımızdan paylaşıyor, ve markalara soruyoruz: #giysilerimikimyapti #whomademyclothes

CZHQFf6U8AAx9zu

Giysilerimizi üreten marka ve kişilerden gelen cevaplarla bir diyalog açıyoruz. Bu çağrımıza cevap vererek diyalogum bir parçası olmak isteyen matkalar, sitemizde onlar için hazırlanmış olan Get Involved paketine göz atabilirler (ingilizce).

MERAK ET. ARAŞTIR. BİR ŞEY YAP.

#WHOMADEMYCLOTHES

twitter: https://twitter.com/fash_rev_turkey

instagram: https://www.instagram.com/fash_rev_turkey/

Tight Aggressive Tasarım Pazarı: Iki Kızlar, Baobap Handmade, Big Baboli, Şirin Pembe Bulut

 

Kadıköy’ümüzün güzel bir mekanı Tight Aggressive… Vegan Restoran ve DIY atölyesi olarak işlev gören Yeldeğirmeni’ndeki mekan, arada Fanzin Günleri ve bu yazımda bahsedeceğim Tasarım Pazarı gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor…

Tasarım Pazarı’nın ilanında sabah 10’dan akşam 10’a yazıyordu… Ben de her ne kadar kimseyi kaçırmamak için erken çıkmak istesem de, yoğun geçen bir haftanın Cumartesi gününde bu hedefimde başarısız oldum ve ancak 7’den sonra, tezgahların çoğu toplanmışken gidebildim… Diğer tasarımcılarla başka pazarlarda karşılaşacağımızı umuyorum…

Kapıdan girer girmez tanıştığım İki Kızlar, iki kardeşin ortak projesi. Kendilerine üretim süreçlerini sordum: Tişörtleri hazırladıkları kalıplardan bir atölyede yaptırıyorlar, geri kalanını elde yapıyorlarmış.

Her desenin bir hikayesi var. Hikayeler, parçaların üzerine birer yama ile iliştirilmiş…

Baobap Handmade, minik kasnaklara işlemeler yaparak bunlardan muhteşem aksesuarlar yaratıyor. İrem, bu eserlerini normalde etsy’den satıyor… Pazara getirebildikleri sadece birkaç örnek, ama ben facebook sayfasının en dibine kadar gidecek kadar hayran oldum işlerine…

Şirin Pembe Bulut‘u biliyor musunuz? Tipine bakmayın onun, tam bir arıza. Arkada gördükleriniz peluş molotof kokteylleri ve torbacı figürü. Anladınız siz onu.

2016-02-21-12.27.32-1.jpg.jpeg

Big Baboli köşesi… Bu fotoğrafa ve sağdaki fuckin cops sweatshirt’üne bayıldım.

“Moda Kürü” Etkinliği: Terziden Tasarımcıya Geçiş

Üzerimize giydiğimiz kıyafetlerin modasının, büyük harfle MODA’ya dönüşmesi nasıl oldu? Terziler, nasıl büyük moda evlerine adlarını veren tasarımcılara dönüştü ve moda sektörünün birer efsanesi kademesine yükseldi? Günümüzün moda sektörünün dinamiklerini anlamak için, 20. yüzyılın başında gerçekleşen bu büyük dönüşüme göz atacağız, tasarımcı kimdir, moda sektöründeki yeri nedir tartışacağız.

3 Şubat 19:00-21:00 Kolektif House Şişhane

Moda Kariyeri’nin “Moda Kürü” isimli bir etkinlik serisi var. Bu serinin moda tarihi üzerine olan ayağını ise birlikte düzenliyoruz! Bu etkinliklere “Moda Kürü” diyoruz çünkü, iki saatlik bir kapsül halinde moda tarihi bilgisini, bunu nasıl anlamlandıracağımızı, bu bilgilerin günümüzdeki önemini tartışıyor, özümsemiş olarak çıkıyoruz.

Günümüz modasına yön veren tasarımcıların Paris’ten çıkmış olması kimseyi şaşırtmaz. Peki Paris, nasıl Paris olmuştur?

image19. Yüzyıl’a gelindiğinde Paris, moda dünyasının öncü şehriydi, ama bu konumu öyle kolaylıkla elde etmemişti. Önceleri Rönesans İtalya’sı giyimde önde giderken, rekabetin artışı stillerin değişimindeki hızı arttırdı. Modanın bir güç belirtisi olma potansiyeli hızla artarken, Burgonya ve İspanya krallıklarının güç kazanmasıyla eş zamanlı olarak on beş, onaltı ve on yedinci yüzyıllarda Moda ve gelişimin merkezleri olmuşlardı. 17. Yüzyıl’ın sonlarına doğru ise Fransa Kralı “Güneş Kral” Louis XIV’un şatafata, ve bir statü simgesi olarak modaya verdiği önem ile Paris Modanın Merkezi rolünü kaptı. Aristokrasiyle aynı mekanları (ve terzileri!) paylaşan aktrisler ve kortizanlar ise, prenseslerin sarayın sıkı kuralları yerine onlara benzemeyi istemesiyle modanın öncüleri olmaya başlamışlardı. Aristokrat hanımların terzilerine gidip “bana da onlarınkinden yap” demesinin hayali, bana daha yakın zamanlarda tasarımcıların sokak stilinden esinlenmesini çağrıştırıyor!

charles-frederick-worth-hoch2633909_10_article_gallery_portraitModa tarihinde günümüzdeki anlamıyla ilk tasarımcı kabul edilen Charles Worth “Fransız Haute Couture’ünün babası” olarak anılır. Ama Worth’e bu konumu kazandıran, Paris’e giden o tek yön bileti almadan önce, Londra’nın en prestijli kumaşçılarından birinde çalışmış olmasıydı. Buradan aldığı deneyimle Worth, bir zevk timsali olarak kendi imajını tanıtmaya özen göstermişti (Buna da bugün “Self-Branding” diyoruz).

Worth’ün ünlü (soylu) müşterileri de kendisinin en sağlam reklamı oluyordu!

015-charles-frederick-worth-theredlist
Fransa Krailçesi Eugenie, Charles Worth’ün en sadık müşterilerinden biriydi.

Bahsedeceğimiz diğer tasarımcılardan bazıları ise;

3 Şubat Saat 7’de Kolektif House Şişhane’deyiz.

Etkinliğe kayıt olmak için http://www.modakariyeri.com/takvim/terziliktentasarimciliga

Etkinliğin facebook sayfası https://www.facebook.com/events/1127220187311518/

Bir sonraki etkinliğimizde ise burada bıraktığım yerden, Coco Chanel’den devam alacağız:

Screenshot_21.png

Gabrielle Bonheur, nasıl “Coco” Chanel oldu? Kadın giyiminde rahatlığı ön planda tutan tasarımları getirmesiyle ünlenen Chanel, başka bir dönemde yaşasaydı adı günümüze kadar büyük harflerle taşınan büyük bir tasarımcı olur muydu? 1920’li yıllara girerken  yeni siluetler nelerdi ve nasıl ortaya çıktılar? [kayıt]