Eda Çakmak tarafından yazılmış tüm yazılar

Eda Çakmak Komoda Ejderi: Moda Kültürü Yazarı Komodo Ejderi, kertenkelegillerın kocamanı bir hayvandır. Boyutları 2 buçuk metreye kadar çıkabililr. Komoda Ejderi, bu hayvan değil, moda teorisyeni bir kadındır. Yıllardır doğal yaşam alanı olan internetlerde, porselen kertenkele, kertenleda, Kera Leda isimleriyle bilinen bu kertenkele kadın, moda ile ilgili yazılarına bir isim ararken bu ismi bulmuş, şişman olması nedeniyle de bu buluşunu pek espirili bulup kendi sırtını sıvazlamıştır. Eda Çakmak İstanbul'da Antropoloji ve Psikoloji eğitimini bitirip, bu esnada içine düştüğü Moda Teorisi merakının sırtında New York'a kadar gidip Parsons isminde bir okulda Fashion Studies yüksek lisansı yapmıştır. Moda kültürü, moda haberleri üzerine düşünür, yazar. Pazarlardan, pasajlardan alışveriş yapar, üst üste giyer, ne güzel oldu diye sevinir. Toplumsal cinsiyet, beden ve güzellik algıları konusunda eleştirel ve heyecanlı bir bakış açısı olan, bazen sessiz, ama asla sakin olamayan bir kuir feministtir.

Ergenlik öfkesi, 16. Yüzyıl İlhamı ve Gelecek Özlemi: DB Berdan Sonbahar/Kış ’17/18 Koleksiyonu

Defilenin üzerinden birkaç hafta geçti ve ben size DB Berdan defilesinden bahsedemedim. Ama bu defile üzerine bir yazı yazmadan içim rahat edemeyecek; çünkü Deniz ve Begüm Berdan ikilisinin Sonbahar Kış 17/18 defilesi, her zamanki gibi tasarımlarında olduğu kadar sunumunda da eğlenceli ve sürprizliydi.

Salonda “IS THIS THE REAL LIFE? IS THIS JUST FANTASY”* şarkı sözlerinin patlamasıyla başlayan defile, birbiri ardına hızlı ve öfkeli parçaların yüksek enerjisiyle devam etti. Çoğu kendi ergenliğimi hatırlatan parçaların eşliğinde podyuma çıkan kıyafetlerden birkaç tanesini gördükten sonra kıkırdamaya başladım; ellerindeki telefonlarından başka bir şeyle ilgilenmeden, ayaklarındaki kocaman botları sürte sürte ilerleyen mankenler (burası benim kendi ortaokul yıllarındaki halimin kulaklarını çok çınlattı), belli ki “teenage angst”, yani “ergen öfkesi”ni canlandırıyorlardı._mt_2858 Baskılarıyla tanınan markanın bu seferki sloganları “no fucks given” ve “are we there yet” (hepimizin bir dönem arabanın arka koltuğundan homurdandığı “daha ne kadar var”) tümceleriyle bu ergen göz devirmesi hissiyatı pekişmiş oldu. Defilenin sunumundaki ergenlik referansları, çeşitli dönemleri çağrıştırıyordu, örneğin müzikler çoklukla kendi ergenliğimi hatırlatırken, mankenlerin suratlarının tam önünde tutarak ilerledikleri telefonlar bugünün ergenliğine göz kırpıyordu. Tabii bugünün ergenliği geleceği temsil ettiğinden, fütüristik bir hava da koleksiyona hakimdi: “are we in future yet?”

_mt_2909Koleksiyondaki teknoloji referansı içeren baskılarla pekiştirilen bu gelecek havası; tamamen zıt bir referansla birleştirilmişti: koleksiyonda kullanılan şekiller, korseler, abartılı kalça ve omuz detayları, hatta bir adet Kraliçe Elizabeth baskısı, 16. yüzyıldan ödünç alınmıştı.
Geçmişe dair bu siluetler, DB Berdan’ın imzası sayılabilecek parlak renkler ve gotik cyberpunk havasıyla birleşerek yenilenmiş ve kendine has bir hale bürünmüştü.

Defile bana bir hayli Sofia Coppola’nın Marie Antoinette filmini hatırlattı çünkü bu film, Marie Antoinette hakkında çekilen diğer filmlerden farklı olarak; genç kraliçenin ergenliğine ve toyluğundan ötürü yaptığı hatalara eğiliyor, filmde kullanılan müzikler ise yönetmenin kendi ergenliğini hatırlatan müzikler olduğundan, bir dönem filmi olarak oldukça aykırı bir kontrast yaratıyor. Bir noktada dikkat ederseniz kraliçenin odasında yığılmış ayakkabıların arasında bir çift converse bile görebilirsiniz. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir film, ancak konumuza dönersek; sizi bu defileden güzel bir galeriyle baş başa bırakıyorum**:

 


*QUEEN- Bohemian Rhapsody

**fotoğraflar: http://vogue.com.tr/defile/db-berdan-2017-18-sonbaharkis

Parsons Moda Dekanı Burak Çakmak’la Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sohbet

Mezunu olduğum Parsons New School for Design’da, ben mezun olmadan kısa süre önce, Moda Fakültesinin başına yeni bir dekan geldi. Sürdürülebilirliğe büyük önem veren Parsons, Burak Çakmak’ı, moda sektöründe bu alanda uzun yıllardır yürüttüğü başarılı çalışmalarından dolayı seçmişti. Fashion Revolution ile çalışmalarıma başladıktan sonra, kendisini New York’ta ziyaret ettim ve bol bol tavsiye aldım. Bu ilham verici sohbeti Istanbul-in-Between’de okuyabilirsiniz.

Kadınlar gününü kutlarken unutmamamız gerekenler

ilüstrasyon: Frances Cannon

Tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun! Kutlamalar, tebrikler devam ederken, bir önceki yazımda verdiğim Gratis örneğinde görüldüğü üzere, iyi niyetli de olsa, zararlı algı ve klişeleri besleyen söylemler gırla gidiyor. Bu yüzden bugün gözüme çarpan birkaç noktayı paylaşmak ihtiyacı oldum. Birbirimizin daha iyi yanında olabilmek için, dayanışmayla!

1. Pozitif olduğuna inandığımız değerler dahil, kadınlar (veya herhangi bir insan grubu) hakkında yapılan genellemeler zararlıdır.

Kadın, sırf kadın olduğu için hiçbir şey olmak zorunda değildir. Narin, nazik ve “annelik erdemiyle” bezenmiş olmak zorunda olmadığı gibi güçlü, şefkatli ve güzel olmak zorunda da değildir. Kadın kadındır.

2. Kimin kadın olup kimin olmadığına karar vermek kişinin kendisinin dışında hiç kimseye düşmez.

Şimdi sorgulamadan kabullendiğin o normları yavaşça yere bırak dostum.

3. İkili toplumsal cinsiyet, bir toplumsal inşadır. Cinsiyet de öyle.

“Toplumsal inşa”, insanlar tarafından üretilmiş kültürel kavramlar anlamına gelir. Bir şeyin toplumsal inşa olması, var olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, diller de birer toplumsal inşadır ama diller aracılığıyla birbirimizle gayet anlaşabiliriz. Vardırlar ve gerçektirler. Ancak kadınlığın ve erkekliğin var oluşu, bunların tek gerçeklik olduğu anlamına gelmez; bu ikili yaklaşım, son derece kısıtlayıcı bir tutum. Aynı şekilde, çoğu zaman “doğal” kabul ettiğimiz “cinsiyet” olgusu da, aslında yine kimin “erkek” kimin “dişi” olduğuna dair insanlığın kendi yargıları üzerinden vardığı bir sonuç; doğada bunun çok ötesinde bir çeşitlilik mevcut. Bu çeşitliliğin mevcudiyeti, kimsenin kendi kimliğini tehdit etmek zorunda değil; önemli olan kadınları kutlarken bu çeşitliliğin ve algıların farkında olmak.

Kadınlar günü adına had safhada cinsiyetçi reklam yapan Gratis’i alkışlarla uğurluyoruz

Kozmetik ve bakım mağaza zinciri Gratis, Kadınlar Gününü kutlamak adına “Kadınlar Olmasa” isimli bir reklam videosu çekmiş. Genç bir erkek, bir Gratis mağazasında dikilirken daldığı hayalde, kadınların olmadığı bir dünyada alabildiğine sıkılmakla meşgul. Hayal dünyası siyah beyaz, bir de ne kadar sıkıldığını anlamazsak diye bayık bir müzik eklenmiş arka plana. Sonra neyse ki yakışıklı oğlanımızın kız arkadaşı “aşkııım” diye koluna girerek kendisini bu kabustan kurtarıyor. Bol bol makyaj ve bakım ürünü alarak kasaya doğru ilerliyorlar. Mutlu son.

Reklamın verdiği ana mesaj, “kadınlar erkeklerin dünyasına renk katmak için varlar, kadınlar olmasa erkekler çok sıkılır, kadınlar iyi ki var.” Gratis burada ana müşteri kitlesinin kadınlar olduğunu tamamen unutmuşa benziyor; kadınların varoluş amacının ne erkeklerin hayatını renklendirmek olmadığını hatırlatmak zorunda kaldığımıza inanamıyorum sevgili Gratis, hele de kadınlar gününde.

 

Manifold.press: Kral Çıplak Değil, Bej Giyiyor!

2010’lu yılların, “ha bitti ha bitecek” derken her sezon bir kademe daha yükselen trendi: ‘Ten rengi’, ya da hangi dilde konuşulursa konuşulsun ana akımda tercih edilen adıyla nude. Nude, çıplak demek; modada ise nude, üzerinde bir şey yokmuş izlenimi yarattığı düşünülen renklere verilen isim. Ama bu renk, üzerine giyen insanların sadece çok küçük bir kısmının ten rengine denk geliyor; askıda bakıldığında ise, bildiğin bej! Kırk yıllık bejin nude olarak paketlenip tekrar piyasaya sunulduğu, kapış kapış gittiği moda dünyasında —şöyle az yüksek bir basamak bulup kendime— Amerikan filmlerinin kaldırım kâhinleri gibi bağırmak istiyorum moda dünyasına: “Kral çıplak değil, bej giyiyor!”

Devamı http://manifold.press/kral-ciplak-degil-bej-giyiyor

Moda Kürü: Moda ve Sanatın Geçmişten Bugüne İlişkisi

Zamanda yolculuk mümkün olsa bütün yaratıcı kişiliklerin bir kez olsun gitmeyi dileyeceği bir yerdir bütün yazarların, sanatçıların birbirleriyle buluştuğu, 1920’li, 30’lu yılların Paris cafeleri. Italyan tasarımcı Elsa Schiaparelli, İspanyol Salvador Dali’yle bu dönemde tanışmış, ikili birbirinden öyle çok beslenmişti ki, “yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan” haline gelmişti ilhamın kaynağı.

Biz de 1930’lu yılların Büyük Buhran’ından kaçarak sürrealizme yönelen bu sanatçı ve tasarımcılardan aldığımız ilhamla, tarihten günümüze modanın sanatla ilişkisini konuşuyoruz, tarihin merceğinden geçerek günümüz dinamiklerini anlamlandırıyoruz.

Konuşmacı: Eda Çakmak

Eda Çakmak ,Yeditepe Üniversitesi’nde Antropoloji ve Psikoloji dallarında çift anadal yaparken yazdığı tez ile toplumsal kimlik ile giyimin ilişkisi üzerine düşünmeye başlamıştır. Bu düşüncenin peşini bırakmayıp, Fulbright bursunu kazanarak New York’ta Parsons The New School For Design’da Fashion Studies yüksek lisansını tamamlamıştır. Şimdilerde moda kültürü, moda haberleri, beden ve güzellik algıları hakkındaki yazılarını www.komodaejderi.com ‘da, modakariyeri.com‘da ve Manifold’da yayınlamaktadır.

Etkinliğe atılmak için  | etkinlik facebook sayfası