#10yearchallenge

 

Biliyorum hepimiz bıktık bile bu #10yearchallenge’dan fakat yapmazsam içimde kalacak, idare ediverin. Bu kadar bekledim çünkü kuru kuru fotoğraf atmaktansa bir şeyler yazmak istedim, fırsat bulamadım.

Bu challenge meselesi ilk çıktığında merak ederek arşivlerde gerilere gitmeye başladım. Artık hayatımda olmayan yüzler deryasını atlatıp 10 yıl önceki fotoğraflarımı bulduğumda ilk fark ettiğim şey saçımın ne kadar uzun olduğunu unuttuğumu fark ettim. Onu da geçince esas önemli olan şeyleri fark etmeye başladım…Bellek çok acayip bir şey hakikaten, bir kokuyla tamamen unuttuğu bir yerlere sürüklenebildiği gibi, bir fotoğrafa bakarken çekildiği anda nasıl hissettiğini hatırlayabiliyor insan. 10 yıl önce olsa bile.


Seçebileceğim daha “iyi” fotoğraflar vardı elbette, ama kendi kendimi zan altında bırakıp rahatsız eden yerleri kanırtmaya bayıldığımdan, rahatsızlığımın yüzümden okunduğu bu “awkward” fotoğrafları seçtim. Fotoğraflar çekilirken gıdımı, sivilcelerimi dert ettiğimi, (üzerime olacak bir şeyler aramaktan pes ettiğim için sürekli giydiğim) kıyafetlerimden memnun olmadığımı hatırlıyorum. Ve de rahatsızlığımı çaktırmamaya çalışarak (gördüğümüz üzere bu konuda oldukça başarısızım) poz verdiğimi.

Bu paylaşımın saçımla, kaşlarımla ya da poz verme yeteneğimle ilgili olmasını istemedim (yine de kaşlarımı yolmayı bırakmış olmamın ne kadar talihli bir seçim olduğunu söylemeden geçemeyeceğim), bunun yerine beden olumlamanın bir yolculuk olduğunu hatırlatan, dönüp bakınca geldiğim mesafeyi görebildiğim, fakat gidilecek bir o kadar daha yolum olduğunu hatırlatacak bir paylaşım yapmak istedim.

Umarım bu nostalji yolculuğuna düşen herkes, kendisine nazik davranmayı hatırlamıştır…

Reklamlar