“Su cok güzel, kesişimsel feminizme gelsenize!”

“Su cok güzel, kesişimsel feminizme gelsenize!”

Eğer ayağımdaki topuklu ayakkabıya alternatif olarak yanıma aldığım spor ayakkabı giydiğimin 0.2nci saniyesinde bir su birikintisine girerek kendini diskalifiye etmeseydi ve de ıslak ayakla yürümenin riskini alabilecek bir durumda olsaydım (halihazırda mideyi üşütmüşken göze alamadım; bu yazıyı tamamladığım dakikalarda maruz kaldığım mide krampları da bu kararımı destekler nitelikte) 8 Mart Gece yürüyüşüne giderken taşıdığım dövizde bunlar yazacaktı. Bir de “feminizminiz kesişimsel değilse aslında feminist değilsiniz”.

8 Mart hep zorlu bir gün, konuyu amaçlarına alet etmek için pazarlama taktiği olarak kullanan kozmetik markasından tut, pizzacısına kadar her tur firsatçının 4 bir yandan yağan mesajlarıyla sabrımız sınanıyor adeta.

Screenshot_20180308-220241.png
Pizzacısın sen kendine gel! (Little Caesar’s)

Fakat benim canımı en çok acıtanı, feminizmin kendi içinden gelen darbeler oluyor. Sabahtan beri Kadınlar Günü kutlama mesajları eşliğinde maruz kaldığım vajina, meme, rahim imgeleminin haddi hesabı yok… Elbette memesi, vajinası ve rahmi olanların bunlardan memnun olmasında ve kutlamak istemesinde hiç bir sorun yok, ancak kadınlığı belli organlara indirgeyici tutum hem çok aşağılayıcı, hem de dışlayıcı. [Kadın = vajina + rahim + süt bezleri = doğurganlık] denklemiyle düşünenler, ya da bugün bir arkadaşıma özetlediğim şekliyle “kuku feministi” olanlar, benim ruhumu dalga dalga darlıyorlar.

Yıllardır İstanbul’da gerçekleşen 8 Mart Gece yürüyüşünün çağrısını yapan kitlede çok sık üstü örtülmeye zahmet bile edilmemiş transfobi kendini alenen belli ediyor, ve bu her sene kendini tekrarlayan bir kısır döngü halini almış vaziyette. Ben de her seferinde bu hikayeleri duydukça sinirim bozuluyor ve “meydanı bu tiplere bırakmak istemiyorum” ile “bu tiplerle aynı meydanı paylaşmak istemiyorum” arasında gidip geliyorum. Bu sene iklim ve sağlık koşulları kararı benim adıma vermişken, evden gıptayla gidebilmiş, yürüyebilmiş olanların paylaşımlarını seyrediyorum, ve gidebilmiş olsaydım taşımak isteyeceğim sloganları sizinle paylaşıyorum.

Kadınlara ait senede bir gün olmasını dahi fazla gören zihniyete tahammülüm yok. Fakat kimin “yeterince kadın” olduğunun polisliğini yapmaya kendinde hak gören zihniyete de asla tahammülüm yok. Birkaç sene öncesinde sorulsa “herkesin feminizmi birbirinden farklı, benimkiyle onlarınki uyuşmuyor” derdim ancak şimdiki tavrım şu: bedeni senin bedenine, sesi sesine, dili diline benzemeyenlerin haklarını savunamayacaksan; benim gözümde feminist olamazsın.

PhotoGrid_1520514538958.jpg

İlüstrasyonlar: Annalise Jensen’in LGBTI+ bayrak renkleriyle yaptığı deniz insanları ilüstrasyonlarından biseksüel ve trans bayrak renkleriyle olanları seçtim, çünkü paşa gönlüm onları beğendi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s