Başka Sinema’da rebetiko müziğine sarılı bir hikaye: Aman Doktor

Bu hafta, (bugün, yani 19 Ocak’ta) Başka Sinema’da gösterime giren “Djam”, Türkçe adıyla “Aman Doktor” filminin ön gösterimlerinde,  silahları (1 fotoğraf makinesi, 1 laptop, 2 telefon, bütün bunların şarj aletleri, bir de powerbank) kuşanıp düştüm yollara. Bu gösterimlere mahsus sosyal medya içerik desteği sağlamaktı misyonum, konu hakkında yazı yazmak yoktu hesapta, ancak bir baktım bu rebetiko müziği etrafına dolanıp ağır konuların üzerinden tüy gibi bir hafiflikle geçen, en abuk sahneleri içten bir gerçekçilikle yaşatan filme ufaktan aşık olmuşum, dedim blog benim, yazarım da çizerim de…

DSC_0156.JPG
Başka Sinema direktörü Azize Tan, yönetmen Tony Gatli ve yapımcı Delphine Mantoulet

En çok Gadjo Dilo(1997) filmiyle bilinen yönetmen Tony Gatlif’in son filmi Djam (Aman Doktor). Kafasını müzik sarmış bir genç kadının, bozuk teknenin tamir olabilmesi için lazım parçayı temin etmeye İstanbul’a gitme talimatını almasıyla başlayan bir seyahati takip ediyor. Hikaye bu, konu ise… müzik, sınırlar, özgürlük, dostluk, aile, hayal kırıklığı, ve en çok, hepsinden çok, umut.

DSC_0186.JPG
Delphine Mantoulet, Suzan Güverte, Daphné Patakia, Tony Gatlif, Azize Tan

Filmin gösterimi için yönetmenin kendisi, başrol oyuncusu Daphne Patakia, ve filmin Fransız ve Türk yapımcıları Delphine Mantoulet’le Suzan Güverte salondaydı. Filmden önce yaptığı sunumda yönetmen, söze önce yapımın Türkiye ayağıyla ilgilenen yapımcı Suzan’a teşekkür ederek başladı: “Tony Gatlif’le çalışmak zordur, herkes bilir bunu, bütün Fransızlar bilir. Ancak Türkiye’yi tanısam da Türkiye’de çalışmak hakkında hicbir bilgim yoktu, ve dış mekanlarda, sınırda yaptığımız çekimler için Suzan’ın çabaları inanilmazdı.”

Filmin ortaya çıkış hikayesi ise Gatlif’in kariyerinin tee en başlarında, 30 küsur yıl kadar önce İstanbul’dan, Fransız Kültür’den gelen bir davetle başlıyor (eminim bu hikayeyi başka yerlerde de anlatıyordur ancak benim bu hikayeyi dinlediğim anda, olaya şiirsel bir derinlik katmak istercesine yine İstiklal Caddesi’ndeki Fransız Kültür Merkezi’nde, o zamanlar filminin gösterildiği aynı salondayız). Neyse işte genç Tony Gatlif İstanbul’da gösterimini yapmış, sonra tek başına bir trene bindirip Ankara’ya ve artık adını hatırlayamadığı bir yerlere yollamışlar. Neyse Türkçe bilmeyen, İngilizce’yi de pek konuşamayan Gatlif, o zamanların İngilizce bilmeyen Türkiye’sinde oldukça değişik bir deneyim yaşamış. İşte o ziyaretinde Türk bir sinema eleştirmeniyle tanışmış “önemli bir eleştirmendi” diyor, “o zamanlar 60 küsur yaşındaydı, şimdi ölmüştür herhalde” diye ekliyor besbelli karakterinin alametifarikalarından olan patavatsızlığıyla. Bu eleştirmen ona rebetikoyu bilip bilmediğini sormuş, jazz gibidir, blues gibidir, ilgini çekerse güzelini Atina’da dinlersin demiş. Genç Tony de bu gazla basmış Atina’ya gitmiş, hakikaten de mekanını bulmuş ve çok etkilenmiş, Türk-Yunan kültürlerinin bir araya gelmesinden ortaya çıkan bu müziğin insanları bir araya getirme gücünden, mekandaki herkesin bütün şarkıların sözlerini bilip, hep bir ağızdan söylemesi, ve o anda bir gün bu müzik hakkında bir film çekeceğine karar vermiş. “Sonunda geçen sene çekebildim, işte birazdan izleyeceğiniz film o film.”

DSC_0214.JPG
“Ben hatıraların insanıyım” diyen Gatlif, seyircisiyle beraber hatıra fotoğrafı istedi.

Filmi çekmeye başlayana kadar geçen süreçten bahsediyor ünlü yönetmen: “Tabii çekmeden önce bir yazma faslı var, nefret ediyorum, geceler süren bir insomniya, tam bir illet… Ancak başkasının yaptığını da beğenmiyorum, ancak kendi yazdığımda istediğim gibi oluyor, o yüzden mecburen…” Tabii yazarken insanın hayal gücünün nasıl serbest koşturduğundan bahsediyor, fakat yazmakla olsa yine iyi, sonra bir de yazılan bu hikayeleri, hayal edilen karakterleri oynayacak birileri lazım. Tam da burada pek zorlanmış bu filmde, yazdığı karakter özgür ruhlu, şahane şarkı söylüyor, göbek atıyor, bağlama çalıyor… Oyuncu aramaya başladıklarında ise her taşın altına bakıyorlar, bu karakter resmen yok! Sonunda Daphné’den (Patakia) bahsediyor birisi, bir kız var, 22 yaşında, Yunanistan’da herkes ona aşık… “Getirin” diyor Tony, Daphné kendisinin Paris’teki ofisine geliyor. Yönetmenin morali bir bozuluyor, e bu kız çok güzel! Halbuki kendisi karakteri bu kadar güzel hayal etmemiş… “Şarkı söyleyebiliyor musun? Göbek atmayı biliyor musun? E peki enstrüman çalmayı biliyor musun?” diye soruyor genç oyuncuya, cevap hep “hayır”… Beden dilini anlayabilmek için “eh, bari şu koridorda bir yürü de gel” diyor, sonra da “bir de ne göreyim, kız bir yürüdü arkadan bildiğin Charlie Chaplin’e benziyor! O zaman ikna oldum bu özelliğinin güzelliğini kırabileceğine, dengeleyici bir etmen olacağına…” Bunun üzerine Daphne’ye “peki bir şeyler öğrenebilir misin?” diye sormuş, o da deneyeceğini söylemiş…

DSC_0193.JPG
Gatlif, Patakia’nın yürüyüşünü seyirciye gösterirken

Bu noktada Daphné alıyor sözü, aldığı dersler bir yana, en çok Türkiye’deki çekimlerde, sette öğrendiğini söylüyor, kendisine göbek dansı konusundaki yardımları için yapımcı Suzan’a teşekkür etmeyi ihmal etmiyor. “Gerisini siz filmde görürsünüz artık, öğrenebilmiş miyim…” diyor ve hükmü seyirciye bırakıyor.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s