“Yüksek Modada Niye Meme Yok?” Sorusuna Cevaben Bir Moda Tarihi Analizi

Geçtiğimiz hafta 5Harfliler’de yayınlanan Gönülsüz Bir Komplo Teorisi: Yüksek Modada Niye Meme Yok? yazısını üç farklı kişi bana gönderip, fikrimi sorduğunda bu sorunun cevabının peşine düştüm. Burada okuyacaklarınız, moda tarihi ile günümüz moda sektörünün çarkları üzerine bir analiz ile bu günümüz beden ideallerinin kökenini araştırma niteliğindedir. Cevabımı okumadan önce soruyu soran sohbete bir göz atmakta fayda var, ama ben bir alıntıyla özetleyeyim:

“‘Transların ve geylerin belli bir fiziksel görünümü vardır ve kadınlara bu dayatılıyor’ gibi esansiyelist bişey diyemeyeceksem vicdanım rahat ederek, gene de sormak istiyorum o zaman dürüstçe: yüksek modada niye meme yok?”

Öncelikle, tam da bu konunun yüksek lisansını yaptım ve iki sene boyunca doğrudan bu konuyu çözümleyen bir kaynağa denk gelmedim, daha çok sınıflarda birbirimize bakıp “neden böyle oluyor” diye beyin jimnastiği yaptık. Ama moda tarihi bilgimden yola çıkarak analiz kasmaya geldim size.

Yazıda da dendiği gibi, yıllar içinde ideal beden algıları çok değişmiş tabii ki. Yan yana koyup baktığınızda son 100 yılda her dönem farklı bir kadın bedeni parlamış. Ben küçükken insanların bedenlerinin “o zaman” farklı olduğunu düşünürdüm. Sonradan anladım ki o dönemin kapak kızlarına benzeyen genetik piyango vurmuş azınlık dışında herkes vücudunu çeşitli kalıplara -korseler – kemerler – spor sütyenler – diyetler -ameliyatlar – sokarak belli bir “kalıba” uydurmuş elinden geldiğince. Benim bu döngüde gözlemledigim ise, ilk baştadönemin toplumsal değerlerini yansıtan belli başlı figürlerin idealize edildiği, daha sonrasında ise ilk başta özgünlüğüyle dikkatleri üzerine çeken bu figürler, kendilerine benzetilen milyonlar arasında tanınmaz hale gelinceye kadar popüler kültüre mal edildikten sonra elden çıkartıldıkları.

louise-brooks-bob-bangs1
Louise Brooks

Tartışmamızın odak noktasına değinmeden önce biraz uzaklaşıp perspektif kazanmak için başka bir dönemden örnek vereceğim. Aslında bu “memesiz” siluetin ilk cazip görüldüğü dönem olduğundan, aklıma 20’ler örneği geldi. 20’ler dediğimizde ilk akla gelen, kısa saçları ve üstlerinden dökülür gibi duran elbiseleriyle “flapper”lardır. Bu dönemin ikonu, flapperların rol modeli ve küt, kahküllü saçları popüler kılan Louise Brooks’tur. Ben de moda tarihimden cepte olan bu bilgiyle, ilk defa bu sene kendisinin başrolde oynadığı “Prix de beauté” fİlmini ilk izlediğimde, daha filmin ilk sahnesinde çarpıldım! Çünkü, kalabalık bir plajda çekilen bu sahnede, bütün ama bütün kadınların saç kesimi Louise’inkiyle aynıydı. Tabii Louise bu kalabalığın içinde bir yıldız gibi parlıyordu(!)

Dediğim gibi, 1930’da, yani yirmili yılların sonunda, bu görüntü artık çoktan normalleşmiş, Louise’in bir özelliği kalmamıştı. Ve kariyeri öyle bir çöküşe geçti ki, yıllarca hiçbir filmde oynamadı, tamamen parasız kalana kadar söndü… Peki bu flapper imajı neden o zaman bu derece popüler olmuştu? Çünkü bu kısa etekler giyen, sigara içen, kendi başlarına gece klüplerine giden genç kadınlar, kadının özgürleşmesinin sembolüydü. Fakat şimdi o dönemi düşündüğümüzde ilk aklımıza gelen şey olan bu şehirli genç kadınlar, kendi dönemlerinde toplumun çoğu tarafından “ahlaksız” diye yaftalanan, marjinalize edilmiş bir kesimdiler.

fe13abc445cc18d5b5d3517d34393023Şimdi biraz daha yakın döneme gelecek olursak, “süper model”lerin ikonlaştığı 1990’lara bakalım. “Heroin chic”in yükseldiği, Kate Moss’un şu meşhur “nothing tastes as good as skinny feels / hiçbir şeyin tadı, sıska olmanın hissettirdiği kadar güzel değildir” sözünü sarf ettiği doksanlar. Ve onun yükselen popülaritesiyle, ona benzeyen kızların kapakları süslemeye başladığı zamanlar… Sonra, sağlıklı yaşamın bir trend olarak yükselip, “fit” vücutların moda olduğu zamanlar (Görsel için: Britney Spears’ın “I’m a Slave for You” klibindeki karın kaslarını düşünün. Ve şimdi de yükselen androjen idealler! Agyness Deyn’in muhteşem yükselişi ve düşüşü, Freja Beha, Queer’in trend olduğu, Andrej Pejic’in vücudunda toplumsal cinsiyetin kırıldığı zamanlar… Fakat bunlar, tüm kültürel temellük örneklerinde olduğu gibi yüzeysel, sadece beğenilen görseli alıp, içeriği kabul etmeyen idealler. Aynen flapper’larda olduğu gibi.

e01a2e29a2a1db82cc10d481cc5cafd8
1900’lerin S Curve Silueti

Erkeklerin moda üzerinden kadın bedeni hakkında söz sahibi olmasına gelince, bunu da moda tarihinin genelinden ayırmayı biraz zor buluyorum. 1800’lerin sonuna kadar, moda büyük harfle “Moda” olmadan önce, tasarımcılar hep erkekti. Yüzyıllar boyunca, dönemin “yüksek moda”sı sayılabilecek aristokrasinin giyimi, daima korselerle sınırlandırılmıştı. Örneğin, 1900’lü yılların başında moda olan S-curve silueti, kadınların şeklini kimseye doğal görünemeyecek şekilde modifiye ediyordu ama heyhat, moda bu ya… Aşağı yukarı aynı dönemlerde ünlü olan Paul Poiret, tasarımlarında korseleri kaldırmıştı ya,

1cb285e880627bd9b899d5f50a0f9e11
Hobble Skirt Hakkında Bir Karikatür: “Bir de kadınların büyük ilerlemeler kaydettiğini söylüyorlar”

bu sefer adına “hobble skirt” denen, yürünemeyecek darlıkta etekler çıkarmıştı ortaya. Kendisinin “kadınları korselerden kurtardım ama, ayak bileklerini kelepçeledim” dediği rivayet edilir… İlk olmasa da, popüler kültürde Uluslar arası çapta ün kazanan ilk kadın tasarımcı olan Chanel ise, günümüze kadar gelen ününü, döneminde rahatlığı ve sadeliği ön plana koyan ilk tasarımcı olmasına borçludur. Hatta kendisi de erkek rakipleri için bol bol homofobik sözler sarfederek, onların kadın bedeninden anlamadığını iddia etmiştir.

 Tasarımcıların kişisel estetik tercihleri bir nebze etkili olsa da, günümüz güzellik ideallerinin büyük çoğunlukla ekonomik bir oyun olması ihtimalini değerlendirmek gerek. Ne de olsa, moda sektörünün sessiz partnerleri, diyet ve estetik sektörleri. Bunlar, diyet hapları, türlü çeşitli diyet ürünleri, beslenme trendleri, her ay yeni bir tanesi ortalığı kasıp kavuran egzersiz trendleri, estetik ameliyatlar, ve benim şu anda düşünemediğim birçok sektör de bunun parçası. Moda deyince aklımıza gelen ünlü tasarımcı isimleri, aslında koskocaman bir kazanç ilişkileri yumağının sadece minicik bir parçası olarak kalıyorlar. Ve o tasarımcılar, bu karmaşık ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan beden ölçülerine göre, yani en küçük olana göre tasarlıyorlar ve sonra modelistler bu ölçüleri alıp satılacak ölçülere uyarlıyor… Ancak bu uyarlama sırasında, bedenler photoshop’ta bir karenin sağ üst köşesinden tutup büyütmekten çok daha kompleks biçimlerde değiştiği için sonuçlar gerçekçilikten uzak oluyor, yani memelere barınacak yer kalmıyor…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s