Suçluluk Duygusu ve Alışveriş (ve Bir Belgesel)

Geçen hafta çarşamba günü Taksim’e “Atölye- Ölümcül Bedel” belgeselini izlemeye gitmişken H&M’e girip 15 liraya bir bluz aldığımda “bunu kimseye söyleyemem” diye utanmıştım. Gel gör ki şimdi, bu utancımı ve bütün çelişkilerimi anlatan bir yazı yazmaya karar verdim. Biraz da belgeselden bahsedeceğim.

Haftada bir Balon Bar’da gerçekleştirilen Karşı Kültür etkinlikleri kapsamında moda sektörünün üretim sürecinin korkunç gerçeklerini anlatan bir belgesel gösterildiğini duyunca “tamam” dedim “buna kesin gitmem lazım”.

Etkinlik 19:30’da olduğu için tam iş çıkışı trafiğinde yollara düşmeyeyim diye erkenden çıktığımdan Taksim’e de erken geldim. Şu “Feminism: The radical notion that women are people” t-shirtünün varlığını öğrendiğimden beri edinmek istediğimden H&M’e girdim. Hızlı Giyim sektörü hakkında bilinçlendikçe, hele de Fashion Revolution’da aktif bir rol almaya başladıktan sonra bu tür mağazalara her girişimde bir suçluluk duygusu sarıyor içimi aslında. Ama yakın zamana kadar “terapiye vereceğim parayla 3 parça şey aldım” diyerek buradan aldığı hazla övünen (bunun da nasıl güzelce koşullandırıldığım bir şey olduğunu yeni yeni fark ediyorum) biri olarak kendimi her zaman tutabildiğimi de iddaa etmiyorum.

Aradığım tişörtü bulamadım. Gel gör ki, bir bluz buldum, allı pullu bir crop top. Hiç pullu kıyafetim yok, eksikliğini hissediyorum (kendime soru: nasıl bir eksiklik ki bu ?!) hem de büyük beden olmamasına rağmen üstüme yapışmadan, ne de güzel olmuştu… İndirimdeydi, 15 Tl. Etiketine baktım, Kamboçya’da yapılmıştı. İçim çekildi. Yine de elime alıp kasaya gittim. Kapının önüne çıktığım anda elimdeki poşeti çantama tıkıştırırken yaptığım şeyin çelişkisnin bilincindeydim. Balon Bar’ın kapısına vardığımdaysa o his, sanki alerjim olan birşeyi dayanamayıp da yemişim de, şimdi bünyem kaldıramıyormuş derecesine varmıştı.

Aslında bazen kendimi birbiriyle çelişen birkaç savaş veriyormuş gibi hissediyorum. 50 beden giyiniyorum, bazen XXL, bazen 3XL’e denk geliyor bu beden. Bu boyutlarda kıyafet bulabildiğim yerler ise, gönül rahatlığıyla alışveriş yapabileceğim sürdürülebilir, organik tasarım yapan, ya da yerel tasarımcıların ürünlerini satan butikler değil. Eğer bu tip butiklerde varsa da bilmiyorum, çünkü genellikle kıyafetlerin küçüklüklerinden o kadar bunalarak çıkıyorum ki, çoğu zaman hiç girmiyorum. Elimde kalan, belli başlı hızlı giyim mağazaları. Bazen benim üzerime uygun kıyafet yapan herkesin vereceğim parayı hakettiğini düşünüyorum. Çünkü diğerleri yapmıyorsa benim seçeneğim ne…?

Gel gör ki, mekana girip belgeseli izlemeye başladığımda bu işin ironisi iyice büyüdü. Çünkü ne izleyeceğimi tamamen bilmeden girdiğim belgeselin konusu şuydu: bir proje dahilinde, 1’i Norveç’in en popüler moda bloglarından olan, giyinmeyi seven 3 genç, bir uçağa konup Kamboçya’ya götürülüyor, orada işçilerin çalışma ve yaşama koşullarını görüyor, ve konuşma şansı buluyorlar. Aslında belki yaşça biraz daha büyük ve konu hakkında bilgili olmam dışında bu gençlerle aramda pek de bir fark göremedim (bi de o kadar param yok tabii). İzledikçe onların da bu naif duyarsızlıklarının kırlıdığını, kendilerince bu çalışma koşullarını normal kabul etmek için ürettikleri bahanelerin çürüdüğünü seyrediyorsunuz. Gerçekten, bahaneye mahal yok: bu sistemin kabullenebilir bir yanı yok. Belgeseli İngilizce altyazılı olarak buradan izleyebilirsiniz.

workshop.gif

Yazıya başlarken demiştim, bu bir kendi çelişkilerimi paylaşma yazısı. Gerek izlediğim belgeseller, gerekse sürdürülebilir giyim ve moda sektörünün iş gücü sömürüsü hakkındaki tüm diyaloglarda sürekli en göz önünde bulunan H&M’in niye böyle günah keçisi sayıldığını sorgulamaya başladım son günerde, ve cevabı en büyük küresel mağaza zinciri olmasında buldum. Örneğin Amerika’da daha da ucuz ve hızı baş döndürücü dereceye ulaşmış olan Forever 21 bu taraflarda pek bilinmediğinden, İngiltere’den çıkıp Avrupa’ya yayılmakta olan Primark ise o yanlara ulaşmadığından, büyük bir örnek vermek isteyen herkes H&M’i kullanıyor ve hakkını teslim etmek lazım ki, H&M gerek tedarik zincirini şeffaflaştırmak, gerek sürdürülebilirlik açısından en çok çaba gösteren firmalardan biri. Tabii bu onu suçsuz kılmıyor, çünkü suçlu, bu markaların ve çok daha fazlasının dahil olduğu “hızlı giyim” sektörü, hatta bu sektörün müşterisi olarak tüketicisi de. Bunu değiştirebilmek için tüketici olarak bir güzel koşullandığımız alış-veriş alışkanlıklarımızı sorgulamamız, sesimizi yükseltmemiz ve talebimizi belli etmemiz gerekiyor. Türkiye’de işçiler ve sendikalarla birlikte çalışarak tekstil sektörünün sesini duyurmayı hedefleyen Temiz Giysi Kampanyası’nı ve neler yapabileceğinizi öğrenmek ve hep beraber sesimizi duyurmak için Fashion Revolution’u takipte kalın!

http://www.temizgiysi.org/

http://fashionrevolution.orgTü/country/turkey/

https://www.facebook.com/Fashion-Revolution-Turkey

https://www.instagram.com/fash_rev_turkey/

Reklamlar

“Suçluluk Duygusu ve Alışveriş (ve Bir Belgesel)” üzerine bir düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s